Skip to content
Get App

Sıkıntı Zamanı Kılınacak Namazlar - 9. Söz - Namaz Vakitleri 2 - Hayret Muhabbet @Mehmedyildiz

Bediüzzaman'ın Dokuzuncu Söz'ünden hareketle namazın mânâsı, kâinat kitabı ve namazın maddesinden önce hakikatinin anlaşılması üzerine bir ders. Namazın içeriği ve huzur anlayışı ele alınıyor.

Key Takeaways

  • Namaz yalnızca şekil değil, mânâ ve hakikatiyle kılınmalıdır.
  • Kâinat, Allah'ın isimlerini okuyup O'na tesbih, tazim ve şükür etmek için bir mektep ve kitaptır.
  • İnsan amelleriyle değil Allah'ın rahmetiyle cennete girer; bu bilinç mahçubiyet ve tevazu doğurur.

What the video covers

  • Üstad Bediüzzaman'ın namazı 'huzur-u şâhâneye kabul' olarak tanımlaması ele alınıyor; namaz kılmamanın ardındaki gerçek mânâ vurgulanıyor.
  • Namazın fiilen zor olmadığı, asıl eksikliğin Allah'ın muhatap almaması anlamına gelen mânâ boşluğu olduğu belirtiliyor.
  • Namazın maddesinden önce mânâsının konuşulması gerektiği; pastanın hamuru, kıvamı oluşmadan şekil verilmemesi benzetmesiyle anlatılıyor.
  • Mekke'deki on bir yıllık süreçte namazın farz kılınmadan önce mânânın oturtulmasının önemine dikkat çekiliyor.
  • Kâinatın bir kitap olduğu, her varlığın Allah'ın isimlerini okutan bir ders verdiği ve bu okumadan tesbih, tazim ve şükür mânâlarının doğduğu anlatılıyor.
  • Mahçubiyet hâlinin Allah'ın istediği hâl olduğu, kibrin ise namazın özüne aykırı olduğu vurgulanıyor.
  • Cennetin amellerle hak edilemeyeceği, Allah'ın rahmetiyle kazanılacağı hadis ve sahabe örnekleriyle aktarılıyor.
  • İkindi vaktinin dünyevi meşguliyetin en yoğun olduğu an olduğu ve buna rağmen namaza çağrıldığı hatırlatılıyor.
  • Musibetlerin insanı Allah'a yönelten bir terbiye aracı olduğu, Risale-i Nur okumalarının bu süreçteki rolü anlatılıyor.

Answers

Questions about this video

Bu derste namazın hangi yönü üzerinde durulmaktadır?

Ders, namazın şekil ve vakit yönünden önce mânâ ve hakikat yönünün anlaşılması gerektiğini vurgular. Namazın içinin dolması için bu mânânın oturması gerektiği anlatılır.

Kâinat kitabı kavramı ne anlama gelmektedir?

Kâinatın Allah'ın isim ve sıfatlarını gösteren bir kitap olduğu ve insanın bu kitabı okuyarak tesbih, tazim ve şükür mânâlarına ulaşacağı ifade edilir.

Konuşmacıya göre cennet nasıl kazanılır?

Konuşmacı, Efendimiz'in ve sahabenin ifadesine dayanarak cennetin amellerle hak edilemeyeceğini, Allah'ın rahmetiyle kazanılacağını belirtir.

Full Transcript — Download SRT & Markdown

00:00
Speaker A
Üstad hazretleri namaz için diyor ki: Lütuf olarak huzur-u şâhâneye kabulümdür, diyor. Cümleyi anladınız mı? Yani namaz ne biliyor musunuz? Hani şimdi biz bazen diyoruz ya, ya işte vaktim yok, namaz kılmadım veyahut namaz kılamıyorum. Böyle bir cümle söz konusu değil. Ne olmuş biliyor musunuz?
00:22
Speaker A
Siz huzura kabul edilmemişsiniz yani Allah azze ve celle sizi muhatap almamış demek oluyor. Şimdi namaz kadar fiiliyatı kolay bir amel biliyor musunuz? Yok değil mi? Şu masayı kaldırmak namazdan amel olarak daha zor. Bir kafe işletmek, market işletmek, günlük sekiz saat bir yerde memuriyet yapmak, her birisi
00:43
Speaker A
fiili anlamda namazdan zor mu? Zor. Demek ki olay kılmamak değil, Allah'ın seni huzuruna kabul etmemesi yani o namazın iç derinliği, mânâsı öyle bir oluşmamış ki seni Allah azze ve celle o an muhatap almak istemiyor. Allah Allah. Ne kadar acı bir şey ya? Yani demek ki ben namaz kılmadım, namaz
01:09
Speaker A
kılamıyorum değil, Allah seni huzuruna istemiyor. Bak bak, olay çok farklı. Bir cümleden nasıl değişiyor mânâ değil mi?
01:15
Speaker A
Şimdi biz bu zamana kadar sürekli namazın maddesini konuştuk, namaz nasıl kılınır, değil mi? Peki bu namazdan, Allah azze ve celle bizden ne istiyor? Yani namazın mânâsı neydi, hakikatinde Allah ne istiyordu, bu kısmı konuştuk mu? Konuşmadık. Şimdi bu mânâ kısmı dolunca ortaya namaz çıkıyor zaten.
01:36
Speaker A
Demek bu mânâ kısmı boş kalıyor. Allah huzuruna alıp namazda bizden ne istiyor? Allah azze ve cellenin maksadı ne bizi karşısına muhatap almakta? Bu kısımları hiç konuşmadık.
01:47
Speaker A
Konuşmayınca namaz ortaya çıkmıyor, doğmuyor. Allah Allah. Bazen de namaz kılmama değil kılma hadisesi oluyor ama Allah'ın huzurunda bizden istediği namaz nerede, bizim kupon toplar gibi kıldığımız namaz nerede, değil mi?
02:04
Speaker A
Demek ki bu işin mânâsı maddesinin çok önünde, buraları es geçiyoruz. Birgün birisi dedi ki: Ben kendimi çok, Allah'a karşı mahçup hissediyorum, bu yüzden namaza duramıyorum, dedi. Bak yarısını doğru yakalamış, yarıda yanılmış. Allah azze ve cellenin bizde namazda istediği hâl hangi hâl?
02:21
Speaker A
Seni mahçup görmek istiyor zaten. Kâinatın sahibi, huzurunda birisini nasıl görmek ister? Mahçup görmek ister. Bir sultan, raiyetini huzurunda nasıl görmek ister, kibirli görmek ister mi?
02:33
Speaker A
Tekmeyle kapıyı kırmış, içeri girmiş, Ey Sultan neredesin demiş, ister mi? İstemez. Zaten işin esprisi orada yani.
02:39
Speaker A
Ya biz zaten bu kadar günahlarla kusurlarla örülüyüz. O huzura nasıl gidebiliriz başka? Mesela biz ne yapsak cenneti hak edeceğiz de kibirli bir şekilde huzura gideceğiz?
02:48
Speaker A
Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam diyor ki, kimse yaptığı amellerle cenneti hak edemez. Sahabe efendilerimiz ne diyor?
02:54
Speaker A
Sen de mi ya Resulullah? Evet, ben de. Ben de Allah'ın rahmeti olmadıkça cenneti hak edemem diyor.
03:01
Speaker A
Resulullah'ın bile bu şekilde kendisini beyan ettiği bir cennet. Allah'ın rahmeti olmadan hak edemem diyor, kendi böyle ifade ediyor Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam.
03:07
Speaker A
Böyle bir cenneti yani sen ne yapsan kazanabilirsin? Tabi ki de mahçup gideceksin o namaza.
03:12
Speaker A
Şimdi biz demek ki hep böyle namazın şeklini konuşmuşuz, namaz nasıl kılınır konuşmuşuz, vakitlerini konuşmuşuz. Bunlar konuşulmayacak mı, tabi ki konuşulacak, bunlar da elzem ama önce pastanın kıvamı güzel olur sonra ne olur? Pastanın şeklini vermeye başlarsın, üstünü dizmeye başlarsın.
03:29
Speaker A
Önce namazın mânâsı oturması icap ediyor. Bakın Allah Resulu Aleyhisselatu Vesselam'ın Mekke'deki on bir yılını düşünün.
03:37
Speaker A
Niye on bir yıl dedim? Çünkü Mekke'nin on birinci yılında Miraç hadisesi ile namaz farz kılınıyor.
03:43
Speaker A
O zamana kadar da iki rekat namaz kılıyorlar ama farz değil namaz. Ya Resulullah, o on bir yıl içerisinde üçüncü yılda, dördüncü yılda, beşinci yılda neden namaz farz olmadı? Niye olmadı? Demek ki Allah Resulu Aleyhissalatu Vesselam önce namazın mânâsını ortaya çıkardı. Önce o pastanın hamuru, kıvamı oldu mu, lezzeti oldu mu, şekeri
04:05
Speaker A
kıvamında mı, kabartma tozu yerinde mi, değil mi? Önce pasta güzel oldu sonra pastanın şekli verildi.
04:10
Speaker A
Demek ki bu namazın mânâsı olmadan maddesi ortaya çıktığında hâşâ biz Allah'a bir şey yapmışız bile zannedebilir kendimizi. Birgün bir tanesi öyle demiş biliyor musunuz? Demiş ki, biz ki, demiş Resulullahı görmeden iman ettik. Allah bizim gibisine de cenneti vermeyecekse kapısına kilit vursun, demiş. Hâşâ.
04:31
Speaker A
Ve bunu diyen bir hoca, düşünebiliyor musunuz şimdi? İnsan kendini nerede zannediyor, şimdi bu mânâ ile namaz kılınsa ne mânâsı var, soruyorum sana? İçeriği gitmiş, öyle mi? İçerik kaybolmuş değil mi?
04:43
Speaker A
Şimdi siz insanların ağzı tatlansın diye bir kekin içine acı biberi, isotu koysanız, karabiberi döşeseniz, o keki birine ikram etmenizin ne mânâsı var? Misafir der ki, böyle yapacağını ikram etme daha iyi.
04:55
Speaker A
Yani bu namazın bir mânâsı var mânâsı. Bu mânâsı sırrı olmadıktan sonra nesi olursa olsun kurtarmıyor bir türlü.
05:02
Speaker A
Bu namazın derin mânâsını bizim sürekli sürekli oturup oturup konuşmamız lazım. Başlayalım mı konuşmaya? Buyrun başlayalım. "Bismihi Subhanehu. Dokuzuncu söz, ikinci nükte. İbadetin mânâsı şudur ki:..." Şimdi aynı şeyi tekrarladığımın farkındayım ama inanın fayda var. İbadetin maddesi şudur ki mi dedi?
05:25
Speaker A
Hayır mânâsı şudur dedi. Şimdi bakın beyler. Bir madde var bir de mânâ var. Hangisi hangisi için sizce?
05:33
Speaker A
Maddesi mânâ için, doğru mu? Şimdi benim bir cismim var, maddem var bir de ruhum var, mânâm var.
05:42
Speaker A
Sizce hangisi hangisinin işini görüyor? Ceset ruhun işlerini yapıyor, alet çantası gibi. Görmeyi cesetten yapıyor, duymayı cesetten yapıyor hatta bir insanın ruhu çıkarsa yani mânâsı çıkarsa ne yapıyor ceseti?
05:57
Speaker A
Ne yapsın, kokmasın diye hemen toprağa gömüyor adam, öyle değil mi? Demek ki bu namazın bir mânâsı bir maddesi var ama namazın maddesi, mânâsı ortaya çıksın diye var yani bir insanı sıktığın anda namaz esnasında, sıkınca özü çıkar değil mi bir şeyin? Zeytini niye sıkıyorlar? Osman?
06:19
Speaker A
Değil mi? Özü çıksın, yağı çıksın diye. Bir adamı namaz esnasında sıktığın anda onun özünden o namazın mânâsı çıkmadıktan sonra o namazın tadı yok. Affedersiniz böyle tavuğun eğilip kalktığı gibi bir hal oluyor bizdeki.
06:34
Speaker A
Mânâ böyle bir şey. Şimdi namazın mânâsı bir insanda nasıl olur? Mesela şöyle olur mu? Şimdi bende namazın mânâsı olsun. Olur mu böyle? Olmaz değil mi? Namaza durdum iftitah tekbirini getirdim, Allah'u Ekber. Şimdi dedim bende bir namazın mânâsı olsun. Böyle olur mu?
06:50
Speaker A
Böyle olmuyor değil mi? Mesela, ben matematik öğretmeniyim. Diyelim ki matematik eğitimini almadım. Birgün oturdum dedim ki, ben de matematiğin eğitimi olsun. Olmaz ki böyle yani sadece üniversitede yıllar harcaman gerekiyor öyle değil mi? Sen şimdi fizyoterapistsin. Ya ben de şu kemiklerden, bel ağrılarından anlayım,
07:07
Speaker A
oturayım bir fizyoterapist olayım. Bu mânâya çok inandım, oluyor böyle? Olmuyor, bunun rububiyeti lazım, bunun terbiyesi, bunun eğitimi lazım öyle değil mi? O zaman namazın mânâsı için ne lazım?
07:17
Speaker A
Bir eğitim sistemi lazım. Allah azze ve celle kâinat mektebini yaratmış. Bu kâinat mektebinde neyi talim edelim istemiş? Benim isimlerimi okuyun, benim isimlerimi okuduktan sonra bir mânâ doğacak sizde.
07:34
Speaker A
Allah Allah. Bak nedir bu mânâ biliyor musunuz? Bütün kâinatı tek tek okuyacaksın, her biri bir kitap değil mi?
07:41
Speaker A
Şimdi mesela insan da bir kitap mı? Kitap. Bir insana bakarak bu kadar kitap yazıyorlarsa, insanın kendisi kitap olmaz mı?
07:48
Speaker A
Kitap. Her birimiz kâinat kitabıyız. Bu kâinat kitabını oku, üç tane manâ çıkacak. Birisi nedir? Allah'ı tesbih. Subhanallah. Ya Râb, hiçbir kusur sana dokunamaz.
08:01
Speaker A
Sen bütün kusurlardan uzaksın, münezzehsin. Birisi tazim. Allah'u Ekber. Ya Râb, bu nasıl kudret? Birisi şükür. Elhamdülillah. Ya Râb, bu kadar nimet, bu kadar nimet benim gibi aciz bir kula mümkün mü?
08:15
Speaker A
Hangi mektepten ders alacağız? Kâinat mektebi. Demek ki kainat insan için var, insan da kainatı okuyup namazda Allah'a sunmak için var. Kâinatın mânâsı namaz çıktı, görüyor musun? Kâinat insan için insan namaz için var. Kuran'ı Kerim'e ceset giydirseniz ne olur biliyor musunuz? Ne olur? Kâinat
08:38
Speaker A
kitabı olur, öyle değil mi? Kâinat dediğin Allah azze ve cellenin ayetlerinin cisimleşmiş şekli. Ayet, delil demek değil mi? Her birisi Allah'ın varlığına delil. Şimdi, mesela, ayeti kerimede diyor ki biz arıya vahyettik diyor. Ya Râb, ben nasıl anlarım vahyettiğini? Hemen kâinat tefsirine bak bak, kâinat kitabına
08:57
Speaker A
bak diyor. Arıyı aldım elime, bakıyorum. Bu kadar şuursuz bir arı bal gibi o altıgen kovanlar petekler gibi şuurlu bir işi yapabilir mi? Yapması mümkün değil. Demek ki bu arının arkasında vahiy var.
09:11
Speaker A
Doğru mu? Bak, Kur'an kitabını nereden tefsir ettim? Kâinattan tefsir ettim. Siz Kur'an'a bir insan sureti giydirecek olsanız o da Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam olurdu. Kuran'ı Efendimizden iyi tefsir edebilecek birisi var mı? Mümkün değil yani Kuranı Kerim'in en iyi müfessiri kimdir?
09:29
Speaker A
Efendimiz Muhammed Mustafa Aleyhissalâtu Vesselâm değil mi? Kapının arkasında biri var, kapıyı çalıyor. Benim, kapının arkasındakini öğrenmemin bir yolu var. O kapının arkasından biri gelecek ve diyecek ki kapıyı çalanın sıfatı budur, vasfı budur, özellikleri budur. İşte Miraç ile bizim namaz diye
09:47
Speaker A
saydığımız Miraç ile Allah azze ve celle kapının arkasında Allah azze ve cellenin iktidarını temâşâ etmiş, cennete cehenneme kadar değil mi, onların mertebelerine kadar görmüş ve gelmiş, gelip bize öyle bir anlatmış ki biz onun sayesinde istikamette kalabiliyoruz bakın. Şimdi kâinat kitabı dediğim
10:07
Speaker A
biraz daha genişledi mi? Demek kâinat kitabından ayrı ders alacağım, Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'dan ayrı ders alacağım, Kur'an-ı Kerim'den ayrı ders alacağım, bir de vicdanımdan ayrı bir ders alacağım.
10:18
Speaker A
Bu dersler ne için? Ben bu talim ile, bu eğitim sistemiyle namazın mânâsını anlamazsam ortaya şekli bir şey çıkar ama o çıkana Allah azze ve celle namaz der mi onu bilmediğim için...
10:30
Speaker A
Orayı yapmam lazım, o pastanın içerisini en lezzetli hale getirmem lazım. Şimdi sizinle bizim oralara gittik, Elbistan'a. Türkiye'nin en büyük fabrikası değil mi, Termik Santrali.
10:42
Speaker A
Şimdi orada linyit, kömür giriyor değil mi? Ne kadar? Tonlarca giriş var, izliyorsun yukarıdan, tonlarca kömür giriyor, bir kaç kilo kül çıkıyor. Bu fabrikanın amacı bu kadar mı? Bu kadar mı yani?
10:55
Speaker A
Hayır hayır, bu görüneni, zâhiri. Bir de görünmeyeni var fabrikanın, ne biliyor musun görünmeyeni? O fabrika şehirlere yetecek elektrik üretiyor. Şimdi bak, biz o fabrikayız. Bize ürün giriyor. Neydi giren ürün?
11:08
Speaker A
Kâinat. Gözümüze kâinattan giren ürünler var, kulağımıza var, burnumuza var, ağzımıza, dilimize var. Her yere kâinattan gelen ürünler var. Bu ürünler bize girse, sadece affedersiniz kazurat olarak çıksa, olur mu?
11:21
Speaker A
Olmaz. Demek ki bu ürünlerin neticesinde bir mânâ çıkması lazım. Nedir o mânâ? Namaz, namaz. Allah kâinatı namaz için yaratmış. Bak çok ilginç bir olay var.
11:35
Speaker A
Allah'ın isimleri Nurani'dir, sıfatları da Nur'dur. Doğru mu? Bak, Nurani ismi. Ne demek? Nur'dan beslenen.
11:44
Speaker A
Allah'ın Nur ve Nurani olan isimleri, sıfatları kâinat kitabına tecelli ediyor, maddeye dönüşüyor, cisimleşiyor; elma, armut, sen, çocuğun, gözüm, hepsi değil mi? Daha sonra sen o kâinat kitabını okumaya duruyorsun. Kâinat kitabını okumak ne demek biliyor musun? Maddeyi aldım, hazmettim, mânâya dönüştürdüm, anladığım mânâyı koşa koşa Allah'a ikram etmek için namaza durdum.
12:14
Speaker A
Allah Allah. Olayı görüyor musun ya, olayı görüyor musun? Şimdi öğretmen ne yapar eğitim vermek için?
12:21
Speaker A
Harfleri yan yana dizer. Hocam niye dizdin yan yana? O harflerden yani maddeden talebe (öğrenci) mânâ anlasın diye dizdim. Daha sonra da tahtayı silmeye başlar. Allah Allah. Hocam silecektin niye yazıyorsun tahtaya?
12:35
Speaker A
Benim yazdığım madde, mânâya dönüştü, benim amacım tamamdır, o yüzden istediğim kadar silerim. Şimdi kâinat kitabına bak. Allah azze ve celle yazıyor, siliyor, yazıyor portakal, bugün yedik mi portakal, mandalina? Yedik. Sildi, portakal, mandalina. Yazıyor gülleri, bir iki haftaya solduruyor, siliyor.
12:54
Speaker A
Ya Râb neden yazıp yazıp siliyorsun? Çünkü mânâ tahakkuk etti, talebe (öğrenci) dersi anladı, benim yarattığım, yazıp sildiğim kâinat yazbozu amacını gösterdi. Peki amacını gösterdiğini ben nasıl ortaya çıkaracağım?
13:09
Speaker A
Kâinat kitabı bu fabrikaya girecek, madde yani madde, bu fabrikadan bir mânâ çıkacak, namaz yani namaz. İşte o zaman sen kulluk vazifesini tamı tamına yapmışsın demektir. Şimdi biz namazı sürekli şekli zannettik. Öyle değil mi? Halbuki neyi varmış namazın? Mânâsı varmış. Hiç merak ettiniz mi,
13:32
Speaker A
bu beş vakit namazın arasında süreler var. Niyeymiş biliyor musun bu süreler? Bu namazla bu namazın arasındaki süre kâinat kitabını okuyalım, hazmedelim, sindirelim ve namaza hazırlık yapalım diye varmış.
13:47
Speaker A
Ama sen bunu hazmedemeyince adam ne diyor? Kıl kıl nereye kadar diyor. Aynı şeyi yemek için diyor mu bu adam?
13:52
Speaker A
Ye ye nereye kadar, demiyor. Niye namaza diyor çünkü kâinat kitabından kendisine gelen öğretileri, ilimleri hazmedemiyor yani namazın mânâsı eksik kalıyor adamda. Namazın mânâsı eksik kaldıktan sonra şeklinin ne kadar önemi var? Buyurun dersi birlikte okuyalım, onu da siz karar verin.
14:10
Speaker A
Buyrun. "Dergâh-ı ilâhide abd kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp.." Nerede görecek? Dergâh-ı ilâhi.
14:21
Speaker A
Ne demek dergâhı ilâhi? Allah'ın huzuru demek huzuru. Allah'ın dergâhı deyince sadece cami geliyor değil mi akla?
14:28
Speaker A
Ya bak o caminin içinde dışarıdaki elmalar, portakallar gözükmüyor. Ay, yıldız, güneş gözükmüyor. Öyle değil, her yer Allah'ın huzuru ya! Sadece cami değil. Bize hep böyle öğrettiler, değil mi? Öyle değil. Kâinatta başına gelen bir hadise mi var? O hadisedeki makam, mekan neresi varsa her birisi Allah'ın dergâhı.
14:46
Speaker A
Tamamını okuyacaksın, okuduktan sonra ne yapacaksın? Kusurunu ve acizliğini göreceksin. Şimdi kusur ne demek biliyor musunuz? Kusur. Kusur, hata yapmak demek değil. Kusur, kasırdan geliyor, eksiklik demek yani benim kusurumu anlamam için illa hata yapmama gerek var mı? Hayır hayır. Şimdi ben sizle muhabbet
15:05
Speaker A
ederken kirpiklerim inip inip kalkıyor. Ya Râb benim bunu yapmaya gücüm yetmiyor, ben kusurluyum bu noktada.
15:11
Speaker A
Kulum ben sana yetiştim diyor. Bak bak, kusuru Allah azze ve celle tarafından tamamlanıyor. Benim şu an mesela şurada bir yudum çay alıyorum, midemde bir şeyler oluyor, değil mi? Ben farkında mıyım? Ya Râb ben kusurluyum, eksiğim, benim bunlara gücüm yetmiyor. Tamam kulum, sen anlat bana, bak ben
15:25
Speaker A
devamını kemal-i ikram ile sana sunacağım. Allah Allah. En mükemmel şekilde ikram ediyor Allah azze ve celle.
15:33
Speaker A
İnceleri görüyor musunuz? Kulluğun özünü anlatıyor. Kulluğun özünü anlatıyor; kusurlu olduğunu bilmen, aciz olduğunu fark etmen. Kulluğun özü bunlar. Devam edelim, baştan al cümleyi. "Dergâh-ı ilâhide abd kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemal-i rububiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir." İşte bu dersin en önemli cümlesi.
16:02
Speaker A
Allah nasıl secde istiyor? Hayret ve muhabbetle. Bakın bu iki kelimeyi bir anlayın var ya namazın tadı değişecek, tadı. Diyeceksiniz ki, benim bildiğim namaz, namaz değilmiş ya! Çok şaşıracaksınız namaza.
16:14
Speaker A
Bu iki kelime; hayret ve muhabbet kelimesi. Şimdi ecdat, zamanında ordu çıkaracağı zaman ki Osmanlı ordusu düşünün. Ne olurmuş biliyor musun? Bu orduyu düşman görürmüş, hayret ve korkuya kapılırmış.
16:31
Speaker A
Halk görürmüş, hayret ve muhabbete kapılırmış. Bak bak, anladın mı olayı? Niye? Düşman görüyor, başlarına geleceği biliyor, hayret ve korkuyla karşılık veriyor. Kendi halkı görüyor, Osmanlı raiyeti görüyor, o da hayret ve muhabbetle karşılık veriyor. Allah Allah. Şimdi hayretle muhabbeti biraz daha anladınız mı?
16:53
Speaker A
Şimdi Allah azze ve celleyi iyi bilmeyen bir insan şu gezegenleri, yıldız kümelerini şöyle bir teleskopla temâşâ etse ne yapıyor biliyor musun? Korkuyor, korkuyor. Diyor ki, ya bunlar ya başımıza yağarsa? Zamanında Amerika'da olmuş. Bir tane yıldız kayacak demişler, herkes evlerinden çıkmış. Risale-i Nur'da da Üstad
17:11
Speaker A
bahsediyor ya zamanında Amerika'da gerçekleşmiş diye. Niye? Çünkü kendisi başıboş, serseri bildiğinden kendini, alemi de öyle bilir. İnsan, alemi kendi gibi bilir. Kendini itaatsiz, başıboş bilince alemi de öyle biliyor. Bir de Allah'ı bilen birisinin temâşâ ettiğini düşünelim. Hepsinin dizgininin Allah'ın
17:26
Speaker A
elinde olduğunu bilir, ne yapar biliyor musunuz? Allah azze ve celleyi o hâleyle tanır, tanır.
17:32
Speaker A
Kâinatı okuyup Allah'ı tanır. Birgün Üstad Hazretleri, talebesi merhum Zübeyir ağabeye ne diyor musunuz? Bak bak, cümleye bak: "Zübeyir, şimdi kıyamet kopsa, dağlar uçsa, denizler yansa, yap bir parça çay deyip Râbbimin azametli icraatını lezzetli bir hayretle seyredeceğim." diyor. Allah Allah. Bak başına geleni
17:58
Speaker A
nasıl anlatıyor? Hayret ve muhabbetle anlatıyor. Biz niye anlatamıyoruz? Bizim arabamız çizilse elimiz ayağımıza dolaşıyor. Tevekkül diye bir şey kalmamış. Bak ne kadar üzücü yani imandan sonra gelebilecek en önemli argüman tevekkül o bile bizde eksik yani bu derslere her saat ihtiyacımız var.
18:17
Speaker A
Öyle dersler bunlar. Allah Allah. Demek ki bu kâinat mektebinden benim hayret ve muhabbet mânâsını yakalamam lazım yoksa namazın içi dolmayacak. Hani biz namazda iftitah tekbiri alıyoruz değil mi?
18:31
Speaker A
Biz orda Allah'u Ekber deyince kâinatı itmiyoruz aslında. Ne yapıyoruz biliyor musun? Ya Râb ben bütün kâinatı temâşâ ettim, onların tesbihleri ile zikirleri ile namazda huzuruna geliyorum, secdeye geliyorum sana demiş oluyoruz. Şimdi askerde mesela onbaşı tekmil veriyor, ne demek istiyor? Ben
18:46
Speaker A
on kişinin tekmilini verdim değil mi? Tamam, sıkıntı yok. Kime veriyor? Yüzbaşıya. Yüzbaşı tekmil veriyor, o da yüz kişinin tekmilini veriyor. Genelkurmay ne yapıyor? Bütün ordunun tekmilini veriyor. Sen namazda ne yapacaksın? Ya Râb, bütün kâinatı temâşâ ettim, her birisinin tekmilini sana vermeye geliyorum.
19:03
Speaker A
Namazın mânâsı buymuş biliyor musun? Yoksa eğildim, kalktım. Ne geliyor akla Allah aşkına? Bu sınav ne olacak? Şu yeni aldığım gömleği de ne zaman giyeyim? Ya arabanın şurası da yamuktu da onu ne zaman yaptırırım? Ya istedik de bu kızı verecekler mi bize, evlenebilecek miyiz? Evlensek acaba hangi banka
19:20
Speaker A
yüzde kaç faiz verir? Öyle değil mi? Allah aşkına öyle değil mi? Sürekli kafada bunlar dönüyor değil mi? Allah Allah.
19:25
Speaker A
Demek ki dönmesi gereken şey bunlar değil. Demek ki namazlarımız bu yüzden tatsız, tuzsuz, mânâsız!
19:31
Speaker A
İçi yok çünkü içi! Kâinat mektebindeki dersimizi çalışmıyoruz. İş yerindeki evrakları ezbere biliyoruz, kâinat kitabının evraklarını bilmiyoruz, okumamışız. Allah Allah. Nasıl olacak böyle? Bu hayret ve muhabbet mânâsını özellikle hayret kısmını ve hayretten doğan muhabbeti ben en iyi nerede anladım biliyor musunuz?
19:50
Speaker A
7. Söz'de bir cümle geçiyor, ya böyle bir cümle olamaz ya! Gerçekten inanılmaz bir cümle ya!
19:56
Speaker A
Cümleye lütfen bakın: "Eğer bir yaşındaki bir çocuğun.." Kim var başrolde? Bir yaşında küçük bir çocuk.
20:03
Speaker A
"Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse: En leziz ve en tatlı halin hangisidir?" En çok neyden lezzet alıyorsun diye, bir yaşındaki çocuğa soruyor. En fıtri çocuk değil mi?
20:18
Speaker A
Doğal hali hiç bozulmamış. "...Belki diyecek: Aczimi, zaafımı anlayıp validemin tatlı tokadından korkarak yine validemin şefkatli sinesine sığındığım halettir." Allah Allah. Cümleye bakar mısın?
20:36
Speaker A
Şimdi biz bu kâinat kitabını, başımıza gelen hadiseleri okuyamıyoruz ya, okuyamadığımız için başımıza ne geliyor biliyor musunuz? Bak, bu çocuğun hali geliyor. Şimdi, bir çocuğun ayağına taş takılsa kime koşar? Annesine koşar. Niye? Baba da var, babaya koş. Öyle değil. Şimdi çocuk fıtri hareketler
20:53
Speaker A
yapar, bizim fıtratımızda, bir korku olduğu anda en şefkatli hangi mercii bilirsek ona sığınmak var.
21:01
Speaker A
Bak, baba var, amca var. Yok yok. En şefkatli anneyi biliyor, tanımış çünkü anneyi. Peki biz Allah'ı tanısak?
21:07
Speaker A
Annelerin içine bu şefkati koyan hâşâ bir anne kadar şefkatli değil mi? Olur mu öyle ya? Olur mu?
21:14
Speaker A
Okyanustan bir damla bütün anneler ya, bütün anneler. Demek ki Allah'ı tanısak, ona koşsak, başka bir olay olacak ortada değil mi? Peki bu anne şefkat tokadı ile çocuğu neden korkutuyor? Oluyor değil mi, mesela bu arkadaşınla görüşmeyeceksin değil mi, Osman amca oluyor muydu? Senin anne yaman biraz, Karadeniz kadını,
21:32
Speaker A
Trabzonlu. İyi çitiliyordu değil mi? Değil mi? Sen peki anne çitileyince ne yapıyordun? Yine annene koşuyordun değil mi?
21:39
Speaker A
Şimdi niye böyle yapıyor anne? Anne, çocuk mesela yaramaz arkadaşla görüşüyor, vuruyor şefkat tokadını, çitiliyo çocuğu değil mi? Ya da tam ateşe koşacak, sobaya. Vuruyor eline, dikkat et o ateşe diye. Değil mi? Şefkatli tokadını vuruyor. Şimdi çocuk koşuyor, anneye sarılıyor. Normalde çocuk anneye sarılır ama o annenin şefkat
21:58
Speaker A
tokadını yedikten sonraki sarılma bambaşka bir sarılma. Anne bu sarılmadan pek memnun oluyor. Niye? Çünkü o bebek, o çocuk bütün acizliğini fark ederek, annenin şefkatine sığınarak öyle bir sanılıyor ki sımsıkı, anne bu sarılmadan pek memnun oluyor. Allah Allah. Şimdi Allah azze ve celle bize
22:17
Speaker A
şefkat tokadı gibi musibetleri neden gönderiyor? Bak, aynı metafor değil mi? Şimdi, Risale-i Nur'da diyor ki: "Musibetler, dergâh-ı İlâhiyeye davet için kader kamçısıdır." Allah bize ne yapıyormuş? Kamçılıyormuş, kamçılıyormuş. Niye? Ey kulum, sen bütün acizliğini, bütün garibanlığını, bütün yoksulluğunu, öyleyiz ha
22:40
Speaker A
öyleyiz, halimiz bu, bilerek ve fark ederek benim şefkatli sineme koş, diyor. Tam böyle olduğunda ne oluyor biliyor musunuz? Allah pek memnun oluyor bu cihetten, mukaddes bir memnuniyet duyuyor Allah azze ve celle.
22:51
Speaker A
Şimdi Allah azze ve celle bizi bu şefkat sinesine çağırıyor ama ezanla çağırıyor, duymuyoruz. O zaman ne yapıyor Allah?
22:58
Speaker A
Anladığımız dilden çağırıyor bu sefer yani musibetlerle. Bakın dikkat edin, geçen bir arkadaş geldi de buraya, Risale-i Nur'ları okumuş bir dönem. Ne zaman okudun, dedim. Ya başına bir haller gelmiş ama insan nefes alamaz, aralıksız okudum, diyor. On sekiz ay boyunca başıma gelen hallerde. Şimdi, dedim? -Şimdi okumuyorum.
23:18
Speaker A
Niye, dedim. Dükkan açtım, çok iyi gidiyor işlerim, dedi. Ya şimdi bunun daha çok okumaya sebep olması lazım.
23:25
Speaker A
Biz de bir garibiz yani. Hakikaten Allah azze ve celle bizi anladığımız dilden çağırıyor, değil mi?
23:28
Speaker A
Nereye? O şefkatli sinesine çağırıyor. Allah Allah. Niye? Çünkü kulluğun, ibadetin mânâsı, özü burada. Acizliğini bilmek, garibanlığını bilmek, sana sığındım ya Râb, dergâhına geldim, bahtına düştüm ya Râb, beni bırakma ya Râb, benden vazgeçme ya Râb! Değil mi? Tam kulluğun özü burası. Onu, o sırrı yakalayamadıktan
23:49
Speaker A
sonra neyi yakalarsan yakala bir mânâsı yok. Buyur, devam et. "...Yani rububiyetin saltanatı, nasıl ki ubudiyeti ve itaati ister..." Demek ki rububiyet varsa itaat da olacak. Bir şey terbiye ediliyorsa edildiği gibi itaat ister. Siz mesela iş yerinize gelen bir arkadaşa, iş yerinde demir işi böyle yapılır, diye
24:10
Speaker A
öğretiyor musunuz? Ne bekliyorsun karşılığında? İtaat. Ya biz böyle öğretiyorsak böyle yap, müşteri böyle istiyor.
24:15
Speaker A
Şimdi demek ki rububiyet, terbiye varsa itaat vardır. Doğru mu? Allah azze ve celle gözümüzü Biz güneşe bakarak saat ayarlıyoruz değil mi? Namazın saati, ikindi burada, yatsı burada, sabah burada diye.
24:34
Speaker A
Dili terbiye etmiş Allah, sadece tatma vazifesi var değil mi? Bak, bu da et, bu da et ama bu tatmıyor, sadece bu tadıyor, terbiyesi o şekilde. Demek ki kulda rububiyet tecelli ediyorsa karşılığında itaat olması icap eder.
24:45
Speaker A
Ne demek ki itaat? Namaz işte namaz. Beş vakitle huzura kabul meselesi. Buyrun. "...rububiyetin kudsiyeti, parklığı dahi ister ki abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabb'ini bütün ve nekaisten pâk ve müberra..." Bak, Allah bütün eksikliklerden uzaktır, diyor. Şuan neyi anlatıyor biliyor musunuz? Neyi anlatıyor?
25:09
Speaker A
Tesbihi yani ya Râb, ben kâinatı okudum, sana Subhanallah diyorumu anlatıyor bak, mânâsını anlatıyor. Abd'ten bir daha alır mısın?
25:15
Speaker A
"...Abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbini bütün nekaisten pâk ve müberra ve ehl-i dalaletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh..." Onların düşündüğü gibi değil, diyor Allah. Baba,oğul, kutsal ruh değil hâşâ. Kendinde bir eksiklik hâşâ değil öyle bir şey, diyor. Neyle diyor bunu?
25:37
Speaker A
Tesbihle yani Sübhanallah'ın mânâsıyla. Evet. "...Ve muallâ ve kâinatın bütün kusuratından mukaddes ve muarra olduğunu..." Allah kâinatın kusurundan uzaktır. Bak bunu Subhanallah ile söylüyoruz, değil mi?
25:53
Speaker A
Bak hem kâinatı temaşa edeceksin hem de Allah kusurdan uzaktır diyeceksin. Birgün Antep'e gittim. Bir arkadaş dedi ki, abi, dedi. Allah'ın, dedi, mekanı var, dedi. Niye öyle dedi, biliyor musunuz?
26:02
Speaker A
Bir tane ayet var, bilirsiniz. "Rahmân olan Allah arşa istivâ etmiştir." Bu ayeti duymuşsunuzdur. Şimdi, burada istivâ kelimesinin, dil bilimciler öyle diyor, on küsür mânâsı var, diyorlar ama sadece oturmak mânâsını almışlar ve Allah bir arşa oturmuştur, Allah'ın orada mekanı vardır, diyorlar. Allah Allah.
26:18
Speaker A
Şimdi sen öyle zâhir mânâyı alırsan, hiç böyle kendi, affedersiniz, kıt aklımızla tefsir etmeye, tabir etmeye çalışırsan, ne olur bu sefer? Allah azze ve celleye mekan vermiş olursun. Allah Allah. Dedim ki, arş neresi, dedim. Arş, dedi, yukarı. Yukarıda mekanı var, dedi, Allah azze ve cellenin. Dedim ki, iyi de kuzey yarım kürenin
26:37
Speaker A
yukarısı başka, güney yarımkürenin yukarısı başka, hangi yukarı peki? Dedi ki, ben orasını bilmem, dedi. Şimdi sen orasını bilmeyeceksen Allah azze ve celle, hiç düşünmez misiniz, hiç akletmez misiniz, hiç tefekkür etmez misiniz, diyor mu? Amca, diyor değil mi? Nasıl diyor Allah?
26:56
Speaker A
Şimdi bunları niye söylemiş o zaman Allah azze ve celle? Allah Allah. Şimdi Allah azze ve celleyi sen yarattığı mekana koyarsan, mekandaki kusurları kime vermiş olacaksın? Allah azze ve celleye vermiş olacaksın. Dedim ki, ruh bizim neremizde? Her yerimizde abi, dedi. Şimdi ruhu her yere tecelli ettiren Allah
27:13
Speaker A
azze ve celle, kendisi esmasıyla, sıfatlarıyla bütün kâinatta tecelli edemez mi? Edebilir ama başka bir yerde problem yaşıyoruz. Biz, Allah azze ve celleyi kendi eksik aklımızla düşünmeye çalışıyoruz.
27:23
Speaker A
Şimdi, insanın aklı, mantık dediğimiz olay, kıyasla çalışır. İnsan bilmediği bir şeyi bildiği bir şeye kıyaslar. Şimdi Necdet sen bana de ki, ben sana akşam bardak getireceğim, bildiğim bardakları düşünüyorum, çay bardağı mı, büyük bardak mı, onları düşünürüm. Şimdi, Allah'ın zatıyla
27:39
Speaker A
ilgili ne biliyorsun ki ne düşüneceksin? Hâşâ, böyle bir bilgimiz söz konusu değil. Sen Allah'ın zatını bu şekilde bir mekana koymaya çalışırsan, mekandaki kusuru da Allah'ın kendisine vermiş olursun, yok, diyor. Misli, benzeri olmayan bir Allah'ı sen neye benzeteceksin de ona mekan vereceksin, bu
28:01
Speaker A
noktalar problemli noktalar. Allah Allah. Evet, buyrun devam edelim. "...Hem de rububiyetin kemal-i kudreti dahi ister ki abd, kendi zaafını ve mahlukatın aczini görmekle kudret-i Samedaniye'nin azamet-i âsârına karşı istihsan ve hayret içinde "Allahu ekber" deyip huzû ile rükûya gidip ona iltica
28:28
Speaker A
ve tevekkül etsin." Burda da tâzimin mânâsı var değil mi? Allah'u Ekber'in, tâzimin mânâsı var. Şimdi yine hangi mektebe gideceğiz? Kâinat kitabındaki mektebe gideceğiz, kâinat mektebine ve Allah azze ve cellenin sonsuz kudrette olduğunu orada temâşâ edeceğiz. Şimdi bir adam şeker pancarından
28:45
Speaker A
şeker yapıyor, ne yapıyor? Bir büyükleniyor değil mi? Ben bu fabrikaları böyle kurdum, bu serveti böyle elde ettim, diyor.
28:50
Speaker A
Şekerden şeker yapmak marifet değil. Erkeksen topraktan şeker yapsana! Allah toprağı şeker yapmış, şekerden de senin gözünü, dişini yapmış. Nasıl bir kudret? Sonsuz bir kudret. Anlıyor musunuz kâinat mektebinden bu mânâları anlamayı? Neden alıyorduk bu mânâları? Bir yerde Allah'a ilan etmek için. Nerede? Namazda.
29:09
Speaker A
Namazın mânâlarını konuşuyoruz şu an, buyrun. "...Hem rububiyetin nihayetsiz hazine-i rahmeti de ister ki..." Bir sürü hazine veriliyor. Bu neyin mânâsı? Bu da şükrün yani Elhamdülillah'ın mânâsı. Evet.
29:24
Speaker A
"...Abd kendi ihtiyacını ve bütün mahlukatın fakr u ihtiyacatını sual ve dua lisanıyla izhar ve Rabb'inin ihsan ve in'amatını, şükür ve sena ile ve "Elhamdülillah" ile ilan etsin. Demek namazın ef'al ve akvali, bu mânâları tazammun ediyor ve bunlar için taraf-ı İlahiden vaz'edilmişler.
29:54
Speaker A
Bak, namazın mânâsı bunlar içinmiş. Şimdi bir ışık ne zaman şiddetlenir? Karanlık şiddetlenince. Şimdi, bizim evde loş ışık var, gündüz hiç belli bile olmuyor ama böyle akşam vaktinde eve gidiyorum, ne oluyor biliyor musun? Bütün koridoru aydınlatmış küçücük ışık. Demek ki karanlık şiddetlenince ışığın varlığı ortaya çıkar.
30:12
Speaker A
Allah azze ve cellenin varlığını, bir kul nasıl daha iyi anlar? Kendi aczini, eksikliğini, ihtiyacını, fakr u zaruretini bildikçe, yani yok, yok ise O vardır. Ne demek bu yani biz ne kadar kendimizi sıfıra çekebilirsek o kadar Allah azze ve cellenin varlığını o kadar iyi anlayacağız.
30:37
Speaker A
Bu, namazın mânâsı için olmazsa olmaz şeylermiş. Siz sultanın huzuruna kendi kibriniz, benliğinizle girseniz, o sultansa ben de benim deseniz, ne olur? Zindan olur ama o sultansa ben de kapı kuluyum deseniz, ne olur? Bu sefer de sultanın bütün varlık hazineleri, önünde derya olur, akar.
30:55
Speaker A
Öyle değil mi? Evet, dersin erken bitmesine şaşırdınız mı? Şaşırmayın, daha devam ediyorum. Şimdi, önce ufak bir şey anlatacağım sonra bir yer okuyacağım. Birgün arabayla bir yere gidiyoruz.
31:06
Speaker A
Tam da böyle ezan okundu, arabadan duyduk. Bir arkadaş dedi ki, ya devam edelim ileride de namazı kılarız, dedi. Biri ne dedi biliyor musun? Ya çok ilginç bir cümle ya. Olmaz öyle, bekler, dedi.
31:20
Speaker A
Nasıl hissetmiş içinde ya? Nasıl hissetmiş? Hadiste geçiyor değil mi? En makbul namaz, vaktinde, diye. Olmaz öyle ya, bekler, dedi. Şimdi şöyle bir tane namaz kılsak var ya bir tane... Bu işlerde farz ne ise onu yapacağız ama hakikatinde sayı çokluğu değil, kalitesi önemli. Olmaz öyle ya, bekler, dedi. Allah Allah.
31:42
Speaker A
Şimdi bir de insanın aklına ne geliyor biliyor musun? Bak, yatıyoruz namaz konuşuyoruz, kalkıyoruz namaz konuşuyoruz, doğru mu? Hangi dersi okusak namaza bağlanıyor çünkü kâinat bunun için var yani kâinatın neticesi, insanın mahsulü namaz. Bizim üreteceğimiz ne var? Namaz, namaz. Neticemiz ne? Namaz, namaz. Ağacın
31:58
Speaker A
neticesi ne? Meyve. İnsanın neticesi ne? Namaz, namaz, başka bir şey yok. Namazın yok, gerçekten bir anlamın yok. Yatıyoruz namaz konuşuyoruz, kalkıyoruz namaz konuşuyoruz. Şimdi insanın aklına gelmiyor mu ya?
32:08
Speaker A
Allah'ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var da bu kadar zorluyor? Ayette geçiyor: Cehennem ehline sordular, onlar namaz kılanlardan değildi. Namazla ilgili ayet sayısına bakın, aklınız şaşar ya!
32:17
Speaker A
Yat namaz, kalk namaz. Biz bir de diyoruz ki, bak o namaz da yetmez, bir de mânâsı var, diyoruz. Öyle değil mi? Allah Allah.
32:22
Speaker A
Şimdi insanın aklına geliyor ya, koca kâinatın sahibi ya! Bana mı kaldı, benim namazıma mı kaldı ya? Ben ona sabah vakti kalksam ne kalkmasam ne? Ticaretin en yoğun olduğu ikindi vakti gitsem ne gitmesem ne?
32:33
Speaker A
Ne olacak yani neden bu kadar Allah ihtiyaç hissediyor, diyor. Hâşâ, hâşâ. İhtiyaç değil iktiza.
32:40
Speaker A
Uluhiyetin tezahürü ubudiyettir. Evlat evlatsa, baba babadır. Değil mi? Evlat evlatsa, anne annedir. Talebe varsa o da öğretmendir. Benim kulluğum ve ubudiyetim ne kadar tezahür ederse, meselesi... Risale-i Nur'da ufacık bir yer okuyup tam böyle keselim mi ortadan ikiye? Ama çok şaşıracaksınız mânâya.
33:10
Speaker A
Nasıl yani böyle mânâlar çıkmış ortaya? Benim aklım almıyor, okuyorum Risale'yi diyorum ya, Allah'ım, biz anlamakta zorlanıyoruz, toplanıp okuyoruz, birlikte anlayalım diye müzakere ediyoruz, e birlikte anladığımızda bu kadarcık bir şey, diyoruz ki, yahu yazan nasıl yazmış, yazdıran nasıl yazdırmış?
33:24
Speaker A
Akıllara zarar bir mânâ bu ya, değil mi? Acayip bir ilham bu ya! Şimdi bak, yirmi dördüncü söz, beşinci dal, ikinci meyvede kısacık bir paragraf geçiyor. Küçük bir hikayecik anlatacak. Çok iyi dinle. "Nasıl ki bir adam beş kuruş kıymetinde bir hediye ile bir padişahın huzuruna girer ve görür ki.." Kim var başrolde?
33:44
Speaker A
Sultan var, bir tane adam var, o adam biz olalım. Ne var elimizde? Beş kuruşluk bir hediyemiz. " ...Her biri milyonlara değer hediyeler, makbul adamlardan gelmiş, orada dizilmiş." Girdim mi huzura? Girdim. Yanımda kimler var? Böyle yapıyorum, anlıyorsunuz herhalde? Değil mi? Yanımda da başka adamlar var. Ne var ellerinde hediye?
34:03
Speaker A
Elmas var, yakut var, zümrüt var. Benim elimde beş kuruşluk bir şey var, bir teneke parçası.
34:09
Speaker A
Şimdi, normalde biz olsak ne yaparız? Utanırız, hemen cebimize koyarız değil mi? Ya böyle bir şey ikram edilir mi, deriz. Değil mi?
34:14
Speaker A
Bak bak ama edilir miymiş, edilmez miymiş? "...Onun kalbine gelir: Benim hediyem hiçtir, ne yapayım?" Hediyem dediği ne biliyor musun? Namazı, namazı. Peki o büyük hediyeler dediği ne biliyor musun? Sahabe efendilerimizin namazı.
34:27
Speaker A
Hele hele Allah Resulu Aleyhisselam'ın namazı. Adam şimdi onu düşünüyor değil mi? Bizim namaz kaç kuruşluk? Üç kuruşluk, beş kuruşluk. Sahabe efendilerimiz, işte tasvir edebilecek bir kelime yok ya, değil mi?
34:38
Speaker A
Allah Resulu Aleyhissalatu Vesselam, anlatamayız, konuşamayız ya. Gerçekten yok, söz yok yani şimdi bu namazı siz de düşünüyorsunuz değil mi arada? Ne diyorsunuz? Ya benim beş kuruşluk hediyem nerede onların inci, zümrüt, yakut o namaz hediyeleri nerede? Bak şimdi. "...Birden der:.." Kim diyor, o gariban adam. "...Ey seyyidim, efendim
34:58
Speaker A
bütün şu kıymettar hediyeleri kendi namıma sana takdim ediyorum..." Bak, çok farklı bir metod. "...Çünkü sen onlara lâyıksın. Eğer benim iktidarım olsaydı, bunların bir mislini sana hediye ederdim." Ne yaptım ben?
35:15
Speaker A
Elimdeki hediye, değil mi, bu verilmez, ne yaptım, kimin ne kadar hediyesi varsa ben hepsini sana takdim ediyorum, dedim. Şimdi böyle bir şey olur mu? Bakalım olur mu? Normalde benim elimdeki hediye kime ait?
35:26
Speaker A
Sultana ait. Peki diğer hediyeler kime ait? O da sultana ait. Ben kime aitim? Sultana aitim.
35:34
Speaker A
Onlar kime ait? O da sultana ait. Sultanım bir hediyeye ihtiyacın mı var? Bak, konu hediye değil, çıktı konu. Ey sultan, madem hediyeye ihtiyacın yok. Neden bizden hediye bekliyorsun? Oldu mu soru? Bak şimdi.
35:51
Speaker A
Neydi soru? Allah'ın bizim ibadetimize ihtiyacı mı var? Sultanın bizim bu hediyelere ihtiyacı mı var?
36:01
Speaker A
Var mı ihtiyacı? Yok. Bak şimdi bak, cümleye bak cümleye. Madem ihtiyacı yok neden sultan hediye kabul ediyor?
36:10
Speaker A
"...İşte hiç ihtiyacı olmayan ve raiyetinin derece-i sadakat ve hürmetlerine alâmet olarak hediyelerini kabul eden o padişah..." Konu para pul muymuş? Değilmiş.
36:26
Speaker A
Konu neymiş biliyor musun? Konu sadakatmış, sadakat. Allah Allah. Allah'ın ibadetlerimize ihtiyacı mı var? Hayır, yok. Neden o zaman beş kez çağırıyor bizi? Konu sadakatmış, sadakat. Şimdi, ikindi namazını düşünün.
36:42
Speaker A
Bir insanın gününün ticaretle, koşturmayla en çok geçtiği vakitmiş yani dünyanın en cezbedici vaktiymiş ikindi vakti. Allah azze ve celle o ikindi vaktinde namaza çağırıyor mu? Çağırıyor. İhtiyacı mı var?
36:54
Speaker A
Hayır ihtiyacı yok. Ne, konu ne? Sadakat. Acaba kulum kendisine en cazibeli gelen işleri, dünyayı bırakıp benim huzuruma gelecek mi? Allah Allah. Birgün birisi dedi ki, bu sabah namazı, dedi, öğleye doğru olsa, daha çok insan kızmaz mıydı, olmaz mıydı böyle? Olmazdı. Niye olmazdı? Konu namaz değil, hâşâ, Allah'ın
37:18
Speaker A
o namaza ihtiyacı yok. Konu ne? Sadakat. Konu ne biliyor musun? En sevdiğin şeyi en sevdiğine feda edebilecek misin? En sevdiğim şey ne? Uyku uyku. O saatte ki uyku. O uykuyu en sevdiğine feda edebilecek misin?
37:31
Speaker A
Sultanın bu hediyelere ihtiyacı mı var? İhtiyacı yok. Konu ne o zaman? Konu, sadakatmış, sadakat.
37:36
Speaker A
Allah Allah. Biz sabah vakti o davete gittiğimizde ne yaptık? Sadakatimizi mühürlemiş olduk. Ya Râb, kulun geldi, kapı kulun geldi ya Râb. Allah Allah. Şimdi insanların birçoğunun fark etmediği ince bir nokta var. Maneviyatta terakki etmenin en büyük şartı nedir biliyor musunuz? Fedakarlıktır.
37:56
Speaker A
Sen sabahın o saatini Allah için feda edersen mânen terakki etmiş olacaksın. Şimdi, birgün Risale-i Nur'da bir bahis okuyorum, çok uzun süredir okuyorum. Okuyorum, okuyorum bir konu ama her yerde geçiyor. Bir türlü anlamıyorum. Ya diyorum, Üstad Hazretleri bu konuya bu kadar neden değinmiş?
38:14
Speaker A
Bir de her gün okuyorum, her gün çalışıyoruz. Normalde baksan, anlaman lazım, her gün çalıştığın konu.
38:19
Speaker A
Yok, olmuyor. Risale-i Nur'un her yerinde de geçiyor, düşünüyorum, düşünüyorum, ya bu tohum metaforunu, bu ağaç olayını Üstad Hazretleri bu kadar Risale-i Nur'un her yerine niye koymuş diye?
38:29
Speaker A
Risale-i Nur'da hâşiyede de geçiyor aynı soru. Aklınıza gelir ki neden bu kadar bahsediyor bunlardan diye?
38:34
Speaker A
Bak, okuyunca aklınıza gelir, görürsünüz orayı. Benim de aklıma geldi, ya neden bu kadar tohum diyor, ağaç diyor, toprak diyor. Ya anlam veremiyorum, açılmıyor bir türlü. Ne oldu biliyor musun? Birgün yani zannediyorum ki sadece Allah için olduğu için gittiğimi zannediyorum da birgün Antep'e gittim,
38:48
Speaker A
bir iş vardı Allah rızası için. Dizim de ağrıyor biliyor musun? Yani böyle üç dört saat araba kullanmak beni çok yoruyordu. Dedim, yok ya olsun, ne olacak ya birgün daha dinlenirsin geçer, dedim. Bastım, Antep'e gittim, oradan o işi hallettim kendime göre sonra geri döndüm, bir açtım Risale-i Nur'u, kendi çapımda anladım.
39:06
Speaker A
Biraz daha bir şey okuyunca anlamadım bak. Zannediyorum Allah için gidip geldikten sonra anladım. Daha sonra ne oldu biliyor musunuz? Bak bütün derslerde ne konuşuyoruz? Tohum konuşuyoruz, ağaç konuşuyoruz, meyve konuşuyoruz. Bugün de konuştuk mu? Yine konuştuk yani bu iş, bende yer açıldıysa,
39:24
Speaker A
anladığımı zannediyorsam eğer, anlamışsam biraz, bir şeyleri daha fazla okuyup çalışınca anlaşılmadı. Allah için bir şey feda edilince anlaşıldı. Neden? Demek ki bir sadakat var ortada. Test edilen bir sadakat var.
39:36
Speaker A
Sabah namazı, sadakatin nişanesi. İkindi namazı, bu dünya benim için çaputtur, beş kuruşluktur ama sen, olmazsa olmaz ya Râb, ben senin rızanı kazanmam lazım, bunun nişanesidir bu. Allah Allah. Birtanesi öyle yapmış. Sabah namazını kaçırmış, ne yapmış biliyor musunuz? Yatağını, yorganını yakmış.
39:53
Speaker A
Demiş, sana rahat da haram demek ki, demiş. Allah Allah. Bu iş sadakat işi bak. Birgün altı kişi Roma'nın zulmünden kaçıyor.
40:01
Speaker A
Yolda bir de çoban ile köpeği katılıyor onlara. Ne oluyorlar? Yedi kişi. Kim onlar? Ashab-ı Kehf efendilerimiz, bir de ne var?
40:09
Speaker A
Köpek var, Kıtmir. Mağaraya giriyorlar. 300 yıl uyuyacaklar mağarada. Bilmiyorlar, haberleri yok. Mağaraya bir giriyorlar. Çoban, köpeği çıkarmaya çalışıyor. Köpek çıkmıyor. Köpek orada aslında bize bir ders veriyor.
40:22
Speaker A
Ne dersi veriyor biliyor musun? Ben efendimin huzurunda ayrılmam, efendim nereye ben oraya. Bize sadakat dersi veriyor. 300 yıl sonra Allah azze ve celle onları uyandırdığında yani dirilttiğinde köpeği de diriltiyor mu? Diriltiyor. Bu ne demek biliyor musun? Sadakat, insanı diriltir, diriltir. Biliyorum
40:40
Speaker A
başımıza çok musibet-i imtihan geliyor, hepimize geliyor. Hep tercih yapmak zorunda kalıyoruz. Bu hikmete binaen böyle oluyor. Sen işler üst üste tesadüfen bindi zannediyorsun. Hayır. Allah tevafuken bindiriyor, bilerek bindiriyor.
40:52
Speaker A
Niye? Sadakatini görmek istiyor. Dostum, ne yapın edin. Kan revan içinde kalın ama hep Allah'ın yolunu seçin. Bazen üzüleceğiz bazen yorulacağız ama biz Allah'ın yolunu seçersek, Kıtmir bile cennete girecek numune hayvanlardan değil mi? Neyden dolayı girmiş Kıtmir? Aklı mı var, mantığı mı var?
41:11
Speaker A
Hayır, hayır. Bir sıfatı var. Ne o sıfat? Ne o vasıf? Sadakat var Kıtmir'de. Allah azze ve cellenin ibadetlerimize ihtiyacı mı var? Sabahtan akşama kadar kılsam ne olacak Allah için, ne değişecek? Hâşâ. Mümkün mü? Kurban Bayramı'nda Allah azze ve celle bize kurban kestiriyor, hem de ne? En makbulünü, en güzelini istiyor. İyi de
41:28
Speaker A
ya Râbi ben kurbanı kesiyorum, eti de sana gitmiyor ki? Eti de yine ben yiyorum, etrafımdakiler yiyor.
41:34
Speaker A
Olay ne orada? Sadakatini istiyorum. Rububiyetimin tecellisi, itaatin var mı? Sadakatin var mı? Ben onu görmek istiyorum, olaya bakın olaya. Allah Allah. "...o bir çarenin o büyük ve külli niyetini..." Hediye kaç kuruş? Beş kuruş. Niyet paha biçilmez. "...ve arzusunu ve o güzel ve yüksek itikad liyakatini, en büyük
42:00
Speaker A
bir hediye gibi kabul eder. Aynen öyle de, âciz bir abd, namazında "Ettahiyyâtü lillâh" der. Ne diyoruz orada?
42:09
Speaker A
Bütün kâinatın tesbihatını Allah'a takdim ediyoruz, değil mi? Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam miraçta söylüyor değil mi bu cümleleri?
42:14
Speaker A
"...Yani, 'Bütün mahlukatın hayatlarıyla Sana takdim ettikleri hediye-i ubudiyetlerini, ben kendi hesabıma, umumunu sana takdim ediyorum. Eğer elimden gelseydi..." Elimde beş kuruşluk demir. "...onlar kadar tahiyyeler Sana takdim edecektim. Hem Sen onlara, hem daha fazlasına layıksın.' İşte şu niyet ve itikad,..." Bak bak, niyeti görüyor musun? Müminin niyeti amelinden ne kadar daha hayırlı. "...İşte şu niyet ve
42:46
Speaker A
itikad, pek geniş bir şükr-ü küllidir. Nebâtâtın tohumları ve çekirdekleri, onların niyetleridir. Yine tohum yine çekirdek çıktı. Bunları anlamak için çok fedakarlık yapmamız lazım.
Topics:namazBediüzzamanRisale-i NurDokuzuncu Söznamazın mânâsıkâinat kitabıtevazuhuzuribadettesbih

Get More with the SozAI App

Transcribe recordings, audio files, and YouTube videos — with AI summaries and speaker detection. 30 minutes free.

Or transcribe another YouTube video here →