Skip to content
Get App

Osmanlı'dan Cumhuriyet’e Görme Engelliler | Araştırmacı Yazar M. Emin Demirci

Emre Taşgın'ın Cumhuriyet Özel serisinde, Emin Demirci Osmanlı'dan Cumhuriyet'e görme engellilerin yaşamını, vakıf kültürü, dilencilik ve ilk körler okulunu anlatıyor.

Key Takeaways

  • Türkiye'de körlerin tarihine dair kapsamlı bir kaynak uzun süre yoktu; Demirci'nin kitabı bu boşluğu doldurdu.
  • Osmanlı'da vakıf kültürü ve dilencilik, görme engellilerin geçim ve destek mekanizmalarıydı.
  • Osmanlı'dan Cumhuriyet'e engelli eğitimi ve sosyal politikalar, kurumsal girişimler ve yasal düzenlemeler üzerinden şekillenmiştir.
  • Yasal sınıflandırmalar ve istihdam kotaları, uygulamada etkisiz kalan düzenlemelerdir.

What the video covers

  • Program, Cumhuriyet Özel serisinin dördüncü bölümü olarak görme engelli bireylerin Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecini ele alıyor.
  • Konuk Emin Demirci, Konya doğumlu, Boğaziçi sosyoloji mezunu ve engelli örgütlerinde uzun yıllar görev yapmış bir sosyolog.
  • Demirci'nin 2005'te yayımlanan 'Homeros'tan Aşık Veysel'e Tarihte ve Toplum Yaşamında Körler' kitabı, Türkçede körlerin tarihini ele alan ilk kapsamlı çalışma olarak tanıtılıyor.
  • Kitap tükenmiş; genişletilmiş ikinci baskısı hazırlanmakta. Kitabın İngilizce çevirisi de bulunuyor ve birkaç yüksek lisans ve doktora tezine kaynaklık ettiği belirtiliyor.
  • Osmanlı'da güçlü bir vakıf sistemi vardı ve görme engelliler bu sistemden geniş ölçüde yararlanmıştır; dilencilik de yaygın bir geçim biçimiydi.
  • Dilenciliğin düzenlenmesi çabaları, belge dağıtımı gibi uygulamalarla suistimallerin önlenememesi sorunuyla karşılaşmıştır.
  • Osmanlı arşiv kayıtlarında maaşlı kör ve sağır görevlilere dair belgeler bulunmaktadır.
  • 19. yüzyılda bir sağırlar okulu açma girişimi ve Londra'da eğitim görmüş bir körün öğretmen olarak getirilmesi planlanmıştır.
  • Sultan Ahmet'teki kurum sağır ve körlere eğitim vermeyi amaçlamış; zamanla körler de kabul edilmeye başlanmıştır.
  • Cumhuriyet döneminde vergi kanununda engelliler oranlara göre sınıflandırılmış, özel sektörde engelli istihdamı kotaları ise uygulamada yetersiz kalmıştır.

Answers

Questions about this video

Konuk Emin Demirci'nin kitabının adı nedir ve ne zaman yayımlandı?

Kitabın adı 'Homeros'tan Aşık Veysel'e Tarihte ve Toplum Yaşamında Körler'dir ve 2005 yılında yayımlanmıştır. Kısa sürede tükenen kitabın genişletilmiş ikinci baskısı hazırlanmaktadır.

Osmanlı'da görme engelliler nasıl bir destek sisteminden yararlanıyordu?

Osmanlı'daki güçlü vakıf sistemi, ihtiyacı olan herkes gibi görme engellilere de destek sağlıyordu ve bu kişiler geniş ölçüde bu sistemden yararlanmıştır. Dilencilik de önemli bir geçim yoluydu.

Videoda Cumhuriyet döneminde engelli eğitimi nasıl ele alınıyor?

Sultan Ahmet'teki kurum başlangıçta sağır öğrencilerle açılmış, körler zamanla kabul edilmeye başlanmıştır. İzmir'deki okulun Ankara'ya taşınması ve öğrenci sağlama süreçleri de konuşulmaktadır.

Full Transcript — Download SRT & Markdown

00:01
Speaker A
Sözümüz var. Değerli izleyiciler, Cumhuriyet Özel serimizin bu yılki bölümünde görme engelli bireylerin Osmanlı'dan Cumhuriyete geçiş sürecinde yaşadıklarını değerlendireceğiz. Artık bir gelenek haline geldi bu seriyi.
00:23
Speaker A
4üncü defa yapıyoruz. Bugünkü konuğumuz Emin Demirci. kendisinin Homeros'tan Aşık Veysele, tarihte ve toplum yaşamında Körler Bilgelik mi çaresizlik mi adlı bir kitabı bulunuyor. Bu kitabından yola çıkarak bugünkü sohbetimizi gerçekleştireceğiz. Emin Demirci hoş geldin.
00:45
Speaker A
Hoş bulduk. Öncelikle teşekkür ediyorum geldiğin için. Tabii ki ben bugün senin bir kitabından bahsettim. Bugünkü programa gelme sebebin bu. Ama aslında senin birçok sivil toplum kuruluşunda farklı pozisyonlarda görevlerinde oldu. Bize biraz kendi yaşamından bahsedebilir misin?
01:03
Speaker A
Eee, teşekkür ederim öncelikle böyle bir fırsatı eee tanıdığın için. Yani özellikle Cumhuriyet haftasında yi çok anlamlı bir dönemde bana bu açıklamaları yapma fırsatı tanıdığın için de özellikle teşekkür ediyorum. Ben Konya'ya bağlı Kurucova mahallesinde doğdum. İlk ve orta öğrenimimi
01:26
Speaker A
Gaziantep'te GAPGörme Engelliler Okulunda tamamladım. Sonra Beyşehir Lisesi'e liseyi bitirdim. Tabii Beyşehir Lisesi şu anda yok. Anadolu lisesi olmuş. Her tarafta olduğu gibi.
01:37
Speaker A
Üniversiteyi de Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji mezunu olarak temel bilimler Fen ve Edebiyat Fakültesi olmuş. O da sosyoloji bölümünden mezun oldum. Sonra eğitim fakültesinde yetişkin eğitiminde master yaptım. Master konum zaten engellerle ilgiliydi. O dönem eee Ankara, İstanbul ve İzmir'de faaliyet
01:57
Speaker A
gösteren fiziksel engellilerle ilgili derneklerin yürüttükleri yetişkin eğitim çalışmaları konulu bir tez yazmıştım. Tabii o arada derneklerle de ilgilenmeye başlamıştım. Üniversitedeyken zaten oradayken bazı derneklerde görev almıştım. Öyle başlayan bir sivil toplum deneyimim de oldu. Sonra Avrupa'ya gittim. Orada doktora başladım ama eee
02:24
Speaker A
tamamlama fırsatı olmadı. Dedim ki madem bu kadar çalıştım birikimim var bunu kitaba dönüştüreyim. Öyle bir fırsat da oldu. Yani büyük bir çalışma olacağını biliyordum ben ama o çalışmayı yapma fırsatım oldu. Büyük ölçüde Avrupa'da iken eee yaptım bu çalışmayı.
02:43
Speaker A
araştırmayı da orada yürütebildim. Derken bu bahsettiğin kitap ortaya çıktı. 2005 yılında yayınlandı ve çok da ilgi gördü. Alanda büyük bir boşluğu da doldurdu. Kitaba geçmeden önce tabii o sivil toplum deneyimi dedim madem onunla ilgili birkaç cümle edeyim. Öğrencilik
03:04
Speaker A
yaşamımda derneklerle ilgim başladıktan sonra tabii alanda da hani engelliler alanında da yüksek lisans yapınca Türkiye Körler Federasyonu'nda eğitim sekreter olarak başladım. Daha sonra üç dönem başkanlık yaptım farklı tarihlerde diğer görevlerde de bulundum. Yönetim kurulunda uzun süre bulundum. Tabii bu
03:26
Speaker A
arada teknoloji ile ilgilendim. Yani o sıralarda Türkiye'de görme engellilerin kullanacağı araç gereç yoktu. Yok denecek kadar azdı. Yani bir tableti bile zor buluyordunuz. İşte bilgisayar dedik. Bilgisayar sesli ve yazılı bilgisayarlar, okuma makineleri, baskı makineleri derken epey bir geliştirmiş
03:47
Speaker A
de olduk bir sürü alanda bu teknolojiyi ve yaygınlaştırdık. Öyle bir hizmetimiz de oldu. Sosyolog olarak çalıştım devlet kademesinde. Şimdi emekliyim. Brail kitap basım işi yapıyoruz. Şimdilik bunları söylemiş olayım kendimle ilgili.
04:04
Speaker A
Şimdi kitaba geçeceğiz. Kitabı şu anda gören bir kişi edinebiliyor mu? Yani satışta değil zannedersem değil mi? 2005 yılından bu yana.
04:13
Speaker A
2005 yılında çıktıktan sonra eee epey bir ilgi gördü. Kitap birkaç sene içerisinde tükendi. İkinci baskıyı yaptırmak için ben hemen çıksın istemedim çünkü e güncellemek istedim. O arada yeni bilgiler geldi. Yani kitabın her tarafına neredeyse dokunmak gerekti.
04:33
Speaker A
Onu yapabilmek epey bir zamanım aldı. Öyle söyleyeyim. Yakın bir zamanda eee tamamlamış oldum. Şimdi ikinci genişletilmiş ikinci baskı olarak çıkacak. Tabii isteyenler, görmeyen okuyucular için bir sorun yok. mevcut.
04:47
Speaker A
Eee kitap ev şanslı olan kısım görme engeller aslında. Biraz öyle. Evet. Görenlerin biraz bulmakta zorlanacağı bir noktada herhalde.
04:57
Speaker A
Kütüphanelerde falan var mı? Evet. Evet. Gören eee görmeyenler eee bunu sesli kitap olarak birkaç şekilde okunmuş sesli kitap olarak veya metin olarak elde edebilirler. Görmeyenlerle ilgili kütüphanelerden görenler ise kütüphanelerden alıp okuyabilirler.
05:14
Speaker A
Belli başlı kütüphanelerde mevcut. artı saflarda bulabiliyorlar ve bazı e internet sitelerinde mevcut olduğu söyleniyor ama öyle çok miktarda bulunamıyor maalesef. Artık ikinci bu genişletilmiş ikinci baskıyı eee beklemek durumundalar diye düşünüyorum ama kütüphanelerden alınıp okunabilir.
05:34
Speaker A
Evet. Homeros'tan Aşık Vysel, tarihte ve toplum yaşamında körler adını taşıyor. Kitap bulmak isterseniz açıklama bölümüne de bulursak bir link koyarız.
05:46
Speaker A
Tabii ki reklam değil. Bu bir bilgi amaçlıdır. Şimdi senin aslında kitabın tabii bir sosyoloji yüksek lisans tezinden devşirilen ama onunla sınırlı kalmayan hem sosyoloji hem tarih bakış açısını yansıtan bir kitap. Batıdan ve doğudan birçok engelli figürünü, kör kişiyi bize tanıttın aslında. Ama biz
06:10
Speaker A
bugün biraz daha Osmanlı'ya ve oradan da Cumhuriyet geleceğiz. Buraya gelmeden önce kitapla ilgili ne söylemek istersin kısaca?
06:19
Speaker A
Şimdi kitapla ilgili bana ne kadar süre tanınırsa ben o kadar konuşurum. Yani severim de. Çünkü eee her satırın, her sayfanın eee yazılışının arkasında bir senaryo, bir hikaye vardır. 15 20 yılımı almış bir çalışmadır. Büyük bir çalışma.
06:37
Speaker A
Bu kitap aslında Türkiye'de o zaman büyük bir boşluğu doldurmuştu. Niye diyeceksiniz? Körlerin tarihini ele alan bir çalışma zaten yoktu Türkiye'de. Yani Türk Türkçe literatürde mevcut değildi.
06:50
Speaker A
Diğer dillerdeki literatürlerde vardır. Türkçede yoktu. Sadece 1971 yılında Doçent Doktor Misa Tenç'in bir kitabının 8 sayfalık bir bölümünde tarihçe geçer.
07:02
Speaker A
Bu sivil toplum kuruluşundaki arkadaşlar da yani körlerin tarihini eee anlatan veya merak eden insanlar da onunla yetinirlerdi. Hep onu anlatırlardı zaten. O benim kitap çıkıncaya kadar.
07:15
Speaker A
Kitabın bir sosyal hizmetler tarihi yönü vardır. Bir körlerin yani dilencilik tarihi özelliği vardır. Yani neresinden bakarsanız ele aldığı konunun tarihsel geçmişini ele alan bir boyutu vardır.
07:30
Speaker A
Yani bir Amerikalı arkadaş bu kitabı İngilizceye de çevirdi. İngilizce olarak da bugün Amazon'dan edinilebilir.
07:39
Speaker A
Ha öyle mi? İngilizce baskısı da var yani. Evet. İngilizce baskısı var. Şimdi e orada mesela bana çevirirken şunu söylemiştir. Yani ya bu hem tarih hem eee sosyoloji doktora tezi gibi geldi bana filan demiştir. Kitap çok kişiye ilham oldu bana ulaşan bilgilere göre
07:57
Speaker A
mesela şimdiye kadar dör tane master tezine ve iki tane doktora tezine temel kaynak olarak kullanıldığını biliyorum.
08:05
Speaker A
Bana ulaşmayan bilgiler de olabilir tabii. Yani ben de hem yüksek lisans tezi çalışmamda hem de kitaba dönüştürdüğümde bu kendi çalışmamı tarih bölümünü yazarken senin içeriğinden çokça yararlandım. Atıfta da bulundum. Yani onu da söyleyebilirim rahatlıkla. Peki şimdi o zaman kitabın
08:24
Speaker A
dediğim gibi okumak isteyenler bulabilirler. Görme engelliler biraz daha şanslılar. Sesli halini, metin halini kütüphanelerden bulabilirler.
08:31
Speaker A
Gören izleyicilerimiz de şu an için farklı kütüphanelerden bu kitabı aratıp bulmayı deneyebilirler. Belki sana ulaşırlarsa sen de bir şekilde destek olmanın yollarını bulursun. Şimdi biz bugün biraz Osmanlı'dan Cumhuriyet geçeceğiz. Osmanlı'da bir vakıf kültürü var. Bu vakıf kültürü özellikle işte
08:53
Speaker A
düşkünlere, [boğazını temizler] yardıma ihtiyacı olanlara, nüfuslu kişilerin saray eşrafının veya işte ileri gelenlerin kurduğu vakıflarla destek oluyorlar. Bir yandan böyle bir şey var.
09:05
Speaker A
Diğer yandan senin de söylediğin gibi bir dilencilik durumu da var. Yani bize kısaca cumhuriyete giden yolda Tanzimat'a kadarki süreçte bu Osmanlı'daki vakıf kültürü bağlamında körlüğü nasıl anlatırsın? Osmanlı'da tabii güçlü bir vakıf sistemi vardı belirttiğin gibi. Bu vakıflardan yani
09:27
Speaker A
hemen hemen ihtiyacı olan herkes yararlanırken özellikle görme engelliler geniş ölçüde yararlanmışlardır. İmparatorluğun her tarafında bu sistem yaygı.
09:39
Speaker A
Sadece İstanbul'dan bahsetmiyoruz aslında. Sadece İstanbul'dan bahsetmiyoruz. Yani yerel düzeyde de işte gönlünden ne kopuyorsa insanlar küçüklü büyüklü vakıflar kurmuşlar. Toplumsal eee ihtiyaçlara göre bu vakıflar o boşluğu doldurmuş. O yönüyle eee yerel ihtiyaçlar bağlamında çok önemlidir vakıflar. Yani, eee, her yörenin kendine
10:02
Speaker A
göre yapısı vardır. Sosyal örüntüsü vardır. O, onun ihtiyaçları da ona göredir. O ihtiyaçlar neyse o şekilde vakıflar kurulmuş. Görmeyenler açısından ele aldığımızda Osmanlı'nın özellikle gelişme döneminin körler açısından da bir altın çağı olduğunu söyleyebiliriz.
10:23
Speaker A
Nasıl bir altın çağ? Yani o zaman her türlü ihtiyacın karşılandığı yani görmeyenlerin çok fazla sorunun olmadığı yani bakım hizmetleri açısından ele alacak olursak öyle bir şikayet duymuyoruz. Yani öyle bir kayıt yok.
10:39
Speaker A
Yani mesela 1500'lü yıllarda Kanuni Sultan Süleyman zamanında aslında çok önemli bir eee şey var. Fatih Vakfı bünyesinde bir taphane vardır. Taphane bakımevi tarzı diyelim bir yerdi. Yurt tarzı. Orada eee körler hem eğitim görürlerdi hem orada barınırlardı.
11:00
Speaker A
Burada ne tür bir eğitim verildiğine ilişkin çok sağlıklı elimizde bilgiler yok. Ağırlıklı olarak dini eğitim veriliyordu. Ama bu kurumun ne şekilde devam ettiğine ilişkin, nerede sona erdiğine ilişkin bir bilgi kayıtlarda yok.
11:16
Speaker A
Asında biraz verilerimiz sınırlı değil mi? Yani bu vakıf kültürü ve körlük bağlamında yorum yapmakta da zorlanacağımız bir yerde miyiz?
11:23
Speaker A
Evet. Evet. Yani maalesef eee o tür şeyleri kayda almamışlar. Yani kayıtlar yok. Tahminler üzerinden gidiyoruz. Yani geçmişle gelecek aynı dönemle ilgili çeşitli bilgilerden bu yola çıkarak bu bilgileri veriyoruz. Mesela körlerin bulunduğu o taphanenin aynı zamanda bir Fransa'yla bir etki ilişkisi dolayısıyla
11:45
Speaker A
mı orada öyle bir şey oluştu? Bunları bilemiyoruz. O sırada Osmanlı İmparatoruyla Fransa arasında özel bir ilişki vardır biliyorsunuz.
11:53
Speaker A
Kapitalasyonların başladığı dönemdir o. Bu arada geliş gidişler, bilgi alışverişleri mesela Paris'teki 1520'ler müessesesi vardır körlerin. Bu tarihte daha çok bilinir. Kayıtları da vardır.
12:06
Speaker A
1254 yılında açılmıştır. Onunla bir ilişkisi var mıdır mesela? Bu ilginç bir araştırma konusu ama elimizde artık bilgi yok. Daha sonra tabii Osmanlı'nın duraklama ve gerileme dönemlerinin iz düşümünü körlerde de yaşıyoruz. Vakıf kültürü de o şekilde zaten etkileniyor. Evet. Yani duraklama ve
12:29
Speaker A
gerilemeye tekabül eden bir duraklama ve gerileme var. Vakıflarda da var. Vakıflarda bozulma var. Suistimalliler var. Vakıfın amacından sapması var.
12:41
Speaker A
Vakıflar biliyorsunuz o zamanlar işte iki kısımdan oluşurdu. Bir vakfa gelir sağlayacak akarlar. Bir de vakfın hayır kısmı denen işte bu ne olabilir? cami olabilir veya bir hayır kurumu olabilir.
12:55
Speaker A
Bir bakım eee şifahane yurdu şifahane olabilir. Yani bu böyle bir kurumu vardır. Buralarda özel suistimaller çok olmaya başladı. Tabii denetimler de sorunlu. imparatorluk güçten düşünce tabii her tarafta patlak veren işte isyanlar, toplumsal bozulma tabii körleri çok kötü etkiledi. Çünkü
13:18
Speaker A
eee o zaman yardımsız ve ilgisiz kalan körler toplu halde işte dilencilik yapmaya başladılar. Bu o zaman mı başlıyor körler dilenciliği Osmanlı'da? Yoksa çok daha geriye gidiyor mu? Ben biraz daha geriye gittiğini hissediyorum ama yani dünya genelinde dünya genelinde tabii yani şöyle her
13:37
Speaker A
ülkeyi kendi gerçeklikleri gerçekliği içerisinde ele almak lazım. Şimdi Osmanlı'da işte Osmanlı'da dilencilik vakıf kültürünün bozulmasıyla mı arttı?
13:46
Speaker A
Yani öyle denebilir. Çünkü Osmanlı tebası içinde de bu farklılığı görebiliriz. Mesela Müslüman kesim. O bizim bahsettiğimiz Müslüman kesim. Şu ana kadar bahsettiğim kesim Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Müslüman kesimiyle gayrimüslim topluluklar var.
14:03
Speaker A
Gayrimüslimler de kendi içlerinde eee yani cemaati yönettikleri için kendi özellikle yönetimleri vardı. Sonuçta devlete vergi veriyor, ciziye ödüyorlar.
14:13
Speaker A
Kendi idareleri kendileri yapıyorlardı. Yani oralarda daha fazla dilencilik görülebilir. Yani gayrimüslimlerde mi dilencilik daha çok?
14:23
Speaker A
Zaten kitapta da örneklerini verdiğim eee hususlar daha çok e gayrimüslimlere ait defterlerle ilgilidir. Yani Müslümanlarla ilgili defterler yani zaten pek kayıdımız yok bizim ya.
14:36
Speaker A
Taharir defterlerine falan bakmak lazım. Yani kayıt yok mudur yoksa gerçekten böyle bir ihtiyaç yok mudur? Yani öyle bir kuvvetli vakıf sistemi içerisinde zaten mantığa aykırı gelmiyor olmaması.
14:48
Speaker A
Ama diğer eee defterlerdeki bilgiler açık. Yani dilencilik konusu sadece körler anlamında değil diğer engelliler anlamında da dilencilik var. Hatta padişahın bu cemaatlere yazdığı yazı şeyler var. Gönderdiği mektup yazılar var. Yani cemaatinize çeki düzen verin tarzında emirleri vardır. Tabii Müslüman
15:11
Speaker A
ahali için de bunu söyleyebiliriz. Yani bozulma, duraklama ve gerileme devriyle hızlanmıştır. Goygoyculuk derken 18 19.
15:21
Speaker A
yüzyıllardan bahsediyoruz artık. Goygoyculuk hala dilimizde vardır. Goygoyu yani şeyi tabiri bugün bile kullanılır. Biliyorsunuz bu özellikle İstanbul'da işte Anadolu yakasında şimdiki Kadıköy Üsküdar civarında toplanan işte körler, Toplal'de yaşayan körler işte gruplar halinde sokağa çıkarlar ellerinde birer çuval. Ev
15:43
Speaker A
dolaşırlar. İşte mısır da koy, buğday da koy yani koy koy biraz oradan geliyor. Koy mısır, koy, buğday koy filan.
15:51
Speaker A
Toplayıcılık yapıyorlar. Evet, evet, evet, evet. Yani işte önde bir gören, az gören neyse birisi var. 8 10 kişi artık o kurumsallaşmış bir yapı arz ediyordu.
16:02
Speaker A
Her bir çuvalın ayrı bir şey. Mesela mısır çuvalı, buğday çuvalı, işte arpa çuvalı. O evin sahibi de işte elinde ne varsa o anda getirip koyuyor işte onları öylece gönderiyor. Yani kötü bir tabir olması şöyle yani geldiği zaman hani
16:19
Speaker A
onları çeviremiyorsunuz. Yani mutlaka elinizde bir şey varsa veriyorsunuz. Yani hani isteseniz de istemeseniz de insanlarda şöyle ya dilencilik şöyle bir şey yani ya bu insanın gerçekten ihtiyacı var mı yoksa gerçekten olmadığı halde mi dileniyor? Şimdi insanlar da tabii vicdanen rahatsız oluyorlar. Yani
16:40
Speaker A
verse bir türlü vermese bir türlü. kendilerinde de yok zaten. Öyle bir dönem yani özellikle duraklama ve gerileme döneminde artan şekilde gelişmiş ve devlet bunun üzerine hatta Dilenciler Ketü Dağlığı diye bir müessese bile oluşturuyor. Dilenciler ketüğlığı hatta yetmiyor. Daha ileriki
16:59
Speaker A
dönemlerde özellikle 19. yüzyılda bu sefer sarayda dilenciler müdürlüğü oluşturuluyor. Yani SL KETÜ Dağlığı deniyor öncelikle SL müdürlüğüne dönüşüyor. SL dilenciler oluyor.
17:12
Speaker A
Devlet başta dilenciliğe müsaade ederken ilerleyen yüzyıllarda buna karşı bir tepki alıyor gibi anlıyorum senin söylediklerinden. Değil mi? eee, tepki derken şöyle artık, eee, bunu hani düzene bağlama ihtiyacı duyuyor. Yani önle, önleyemediğini görüyor. Yani bunu ortadan kaldıramıyor. Her türlü tedbire
17:32
Speaker A
rağmen önüne geçemiyor. Bunun için madem böyle bir şeyi mecbur kaldı yani kalıyoruz. Bari düzenleyelim hani suistimaller olmasın diyor ama tabii balık baştan kokar işine dönüyor. Mesela o dilenciler ketu da kendisi yolsuzluk yapıyor bir kere. Yani dilencilere bu sefer belge dağıtmaya başlıyorlar. Yani
17:52
Speaker A
önce belgeli olarak dilenmeye başlıyorlar. Belgeleri de usul usulsüz dağıtmaya başlıyorlar. Hatta bunlardan bir tanesi, bu başkanların bir tanesi Bursa'ya sürgün ediliyor falan usulsüzlük yüzünden. Vallah şimdi yani ben bu şeyi okurken yani okumaları yaparken günümüzde birtım şeylerin hani çok da boş olmadığını bugün de yaşanan
18:15
Speaker A
bazı suistimallerin geçmişte de yaşandığını filan görerek böyle gülümsemiştim yani okurken. Yön değiştiriyor yani. Ama temeldeki şey aynı yani. Aynı. Aynı yani öyle bir şey yöntem farklılığı var.
18:29
Speaker A
Evet. Yani o günün şartları öyleymiş. Bugünün şartları böyleymiş. E yarın artık bu dilencilik sosyal medyadan olacak ki oluyor artık. Ben bunu görüyorum yani. Yani maalesef böyle bir şey. Yani şimdi şöyle yani bu dilencilik çok önemli bir şey. Yani
18:44
Speaker A
mesela cumhuriyet kurulduğunda yani 1923'te İstanbul'un hali harap. Yani İstanbul'da böyle dilenciden geçilmiyor yani. O kadar rahatsız edici bir şey ki yani birinden geçiyorsunuz öteki baş yani şimdi insanlar da yani ne yapsın kimse de yok yani. Öyle bir durum da var.
19:04
Speaker A
Tanzimat dönemine gelelim. Evet. Özellikle batılılaşmanın yoğunlaşmaya başladığı bir dönem. Bu dönemde hem İstanbul'da hem işte diğer coğrafyalarda Mısır'da veya daha başka yerlerde körlerin eğitimi veya körlerin sosyal hayatı ile ilgili bazı düzenlemelerin konuşulduğu ve birtımda uygulamaların gerçekleştiğini görüyoruz. Bu dönemi
19:28
Speaker A
nasıl söylersen? Tanzimat döneminden başlayıp da Abdülhamit'e kadar gelen zamanı kısaca bize nasıl özetlersin? Şimdi Tanzimat dönemine geldiğimizde zaten o Dilenciler Müdürlüğü zaten Tanzimat döneminde kuruluyor. Devlet tarafından örgütlenmiş yani maaşlı falan bir müdür var orada. Eğitim çalışmaları biliyorsunuz 1784'te
19:52
Speaker A
eee Paris'te açılan okulla batıda başladı. O henüz Osmanlı'ya yansımadı. Yani kısa bir dönemde yansımadı.
20:00
Speaker A
Osmanlı'ya yansıması 100 yıl kadar sonra oldu. O arada körler ailelerinin yanında, ailelerinin himayesinde diyelim. Eee, yap evde yapabilecekleri işler varsa onları yapar vaziyette.
20:14
Speaker A
Birbirleriyle bağlantıları çok yok. İşte eee, artık aile desteği olmayan kurumlardan, vakıf kurumlarından alabildiği kadar destek almış. Onu da alamayanlar eee, dilencilik yapar konuma gelmiş. Ya öyle bir Tanzimat dönemindeyiz. Yani Tanzimat zaten maalesef toplumun her tarafına sirayet edemedi. Yani Tanzimat zaten yeniden
20:38
Speaker A
düzenleme demektir. Hani devleti düzenlemiş oldu. Bu arada tabii şöyle bir şey var. Devlet giderek kötüleşen sosyal ortamı biraz da olsun düzeltebilmek için çeşitli tedbirler de aldı. Yani sadece eee biraz önce bahsettiğimiz tedbirler değil. Örneğin bir maaş sistemi geliştirdi. O sistem
21:00
Speaker A
içerisinde yani düşkünlere, özellikle engellilere maaş bağlama uygulaması başladı. Ama bu İstanbul'da mı bu yoksa hani her yer Türk şöyle de bakamıyoruz yani Osmanlı'da böyle bir şey oldu ya.
21:14
Speaker A
Osmanlı dediğin yer kocaman bir coğrafya aslında. Her yerinde olmuyor değil mi böyle şeyler? Şimdi her yerini de ulaşmak zor. Yani özellikle biz Anadolu merkezinde bilebiliyoruz. O da yetmiyor. Sadece yani İstanbul çevresindeki durumu daha net bilebiliyoruz.
21:34
Speaker A
Evet. Veriler bunu gösteriyor. Aslında biraz Osmanlı Türkçesine hakim olup bir tarihçinin bu tür çalışmaları eğer ilgi alanı olarak belirliyorsa yapması halinde biz de bazı sorularımıza daha iyi cevap bulabiliriz belki de. Yani bu maaşın bulunduğu defterler işte 1711 tarihli yani benim bulduğum kayıtlara
21:54
Speaker A
göre muhtacın maaşı adı altında bir maaş. Bu muhtacın maaşı bireysel düzeyde bir yani herkese verilecek diye bir şey yok. Öyle bir kanun şekline ihtiyacın var. Mesela gidiyorsun, başvuruyorsun.
22:08
Speaker A
İşte durumuna göre bir yerden bir kalemden, bir şeyden daha çok gümrük, Osmanlı gümrüğünden sağlanan gelirlerle yapılmıştır bu işler. Hayır. Eee, yardım işleri. Osmanlı gümrüğü iyi bir eee, kaynaktır. Yani öyle. Ondan sonra hep hep kullanıldı. O gümrükler bizde çok
22:28
Speaker A
önemlidir. Yani bugün bile önemlidir. Yani biliyorsunuz her şey her bir gümrü bir şey istersiniz gümrüğe takılır uğraşır durursunuz. Çekmeş.
22:36
Speaker A
Tabii tabii tabii tabii. Yani eee herkes farklı yöntemler geliştiriyor. Onun için yani biraz öyle yani. Ama bu iyi bir sistemdir. Yani o sistem gittikçe gelişti. Duraklama devrinin başlarından başlayan bu muhtacım maaş uygulaması cumhuriyete kadar geldi.
22:54
Speaker A
Yani bizim bugünkü işte engelli maaşının işte bakım maaşının tam bakım diyemesek de bu yani ekonomik durumu düşük olanlara verilen maaşların temeli diyebiliriz belki de değil mi?
23:07
Speaker A
E evet. Eee yani bu maaşları gösteren defterler mevcuttur. Tabii Tanzimat döneminde geniş ölçüde uygulanmıştır ve muhtacın maaşı bu maaşı uygulaması yani yeterli yeterli değil şeydir. Bireysel düzeyde bir maaş görüntüsü vardır. Yani neye ihtiyacın varsa o kadar verilmiş gibi bir şey.
23:29
Speaker A
Biraz daha eğitim hayatına gelelim. Kahire'de Mısır'da bir okul kurulduğunu biliyoruz. Devamında Abdülhamit döneminde körler ve sarlar için bir okul var ki en çok anlatılanlardan bir tanesi budur. Körlük tarihinde Osmanlı ile ilgili olarak yine doğuya gittiğimizde Urfa'da Ermenilerin ağırlıkta olduğu
23:50
Speaker A
misyonerlerin desteğiyle kurulmuş Körler okulu var. İşte Antep etrafına da yayılmış okullar. Bunlar Ermeni olaylarına kadar da bir şekilde varlığını sürdürüyor. Bize bu ilk dönem diyelim belki de körlerin eğitimiyle ilgili ilk kurulan dönemi okullarla ilgili nasıl açıklarsın?
24:09
Speaker A
Şimdi tabii şöyle okulun açılması da ilginçtir yani Osmanlı'da aslında bu konuda mesela 1850'li yıllarda, 50 505 yıllarında Beyrut'ta bir girişimde bulunuldu. Zeytun Efendi isminde bir vatandaş gidiyor Londra'daki okulda eğitim görüyor. Geliyor benzer bir okulu Beyrutta'ta açmak istiyor.
24:32
Speaker A
Fakat bu sınırlı kalıyor. Yani muhtemelen özel bir girişim şeklinde. Çok da dikkat çeker bir tarzda değil.
24:41
Speaker A
Dediğin gibi işte başka illerde yani Urfa'da Ermenilerin açtığı bir okul var. Malatya'da bir okul var. Karadeniz'de Samsun Havza oralarda yanlış hatırlamıyorsam öyle bir okul var. Yani azınlıkların okulları dikkat çekiyor.
24:57
Speaker A
İstanbul'da o sırada Sultana ve Ticaret Mektebie'nde muhasebe dersleri veren Avusturyalı Grati Efendi. Viyana'da ünlü bir körler okulu vardır. Kurucu müdürü Wilhelm Klein. Bu konuda yani körlerin eğitiminde Valentin Avi'nin arkasından gelir. Yani o da teorisyen nitelikte bir kişidir. Onun kurduğu okuldan
25:20
Speaker A
etkilenerek önce bir Sağarlar okulu açmak istiyor. 1889'da padişaha başvuruyor. Karar çıkacak. Diyorlar ki ya evet yani ülkemizde sağırlar vardı ki şöyle söyleyelim.
25:33
Speaker A
Osmanlı'da sağırların statüsü körlerden daha iyidir. Sarayda istihdam edilenler var değil mi mesela? Ev sarayda istihdam edilenler, gizli işlerde kullanılanlar. Eee çok önemli tabii çok önemli işler yapmışlardır saharlar. O nedenle statüleri iyidir. E körlerin öyle bir statüsü yok ya iş
25:52
Speaker A
yapalım falan deniyor ve üstelik yani okul şöyle açılıyor. Körler biraz yancı değil mi? Yani sağların yanında kaba tabirle.
26:00
Speaker A
Evet. Biraz öyle gibi duruyor. Tabii körlerin de önemli bir statüsü var. Yani camilerde hani hafızlık falan çok değerli şeyler yani. O o bakımdan da bir yaban atılır bir tarafı yok. Yani körlere biliyorsunuz Anadolu'da hala hafız denir. Yani saygı şeyidir bu
26:18
Speaker A
aslında. Hürmet ifadesidir. Tabii onu biraz kaybetmiş yani içi boş boşaltılmış ama hala hafız denir. Yani biliyorsun karar şöyle çıkıyor. Yani deniyor ki yani zaten hani çok masraf olmayacak.
26:32
Speaker A
Hazır bir bina işte orada Sultan Ahmet Ticaret Mektebi var. onun bünyesinde açılacak bir sağlar mektebi çok büyük bir maliyet getirmeyeceği için kabul ediliyor. Çok gerekli olduğundan değil de öyle anlaşılıyor.
26:48
Speaker A
Çok maliyet yok. Hani böyle bir eğitim de var hazır batıda e bizde de olsun tarzı yaklaşımla öyle bir okul açılıyor.
26:56
Speaker A
Drati Efendi ik sene sonra ya diyor madem hani böyle bir okul açtık bir de hani buraya bir de körler bölümü ekleyelim. Körler bölümü açılıyor tabii.
27:06
Speaker A
Alfabe yok. Kabartma yazı bilen yok ama tabii saygın kişiler de bu derslere giriyor. Coğrafyaydı, edebiyattı, işte müzikti falan. İstanbul'daki tanınmış öğretmenler derslere giriyorlar. Yani bunlar önemli tabii.
27:21
Speaker A
Tiyatılı bir kurum mu burası? Değil. Gündüzlü. Değil. Gündüzlü. Bu bölüm 1893 ile 97 arasında faaliyet gösteriyor. Bu çok kişi tarafından bilinmez. 4 sene sonra kapatıldığı halde körler bölümü okul amalar ve dilsizler mektebi adını kapanıcya kadar sürdürüyor. Ama gerçekte
27:42
Speaker A
1897'den sonra kör öğrenci yok bu okulda. Ama şey oluyor değil mi? Mesela Belçika'da kongreler düzenleniyor ve Türkiye de bu kongrelere katılıyor.
27:52
Speaker A
Hatta oralardan elde edilen birtım raporlara göre körlere yönelik özel okulların açılması ile ilgili girişimler var ama onlar da sonuçlanamıyor bir şekilde.
28:03
Speaker A
Şimdi sonuçlanamıyor. Neden? Çünkü imparatorluk artık yıkılma dönemine girmiş. Ne yapsanız kar etmiyor bu arada. Hatta çok ilginç bir bilgi vereyim size. 1891 yılında Beyrut'ta bir öğretmen var.
28:18
Speaker A
Londra'da eğitim görmüş. Yine gerçekten hani faydalı olabilecek birisi. Bu kabartma yazıyı filan da bilen birisi yani bir kör. Onu bu okula öğretmen olarak getirtmek istiyorlar. Marif'in Nezareti. Beyrut Marif müdürlüğüne yazı yazılıyor. Bu arkadaşı buraya getirsek hani mealen söylüyorum. Ne kadar maaş
28:37
Speaker A
öderiz? Hani Beyrut'taki maaşlar nedir? gibisinden oradan cevap alınıyor. Bu kişiye teklifte de bulunuluyor. İşte İstanbul'da böyle bir körler okulu açılacak. Hani gidip orada öğretmenlik ve oranın idarecisi. Bu görmeyen arkadaşımız bu görevi kabul etmiyor.
28:54
Speaker A
Hani İstanbul'a gelmeyi göze alamıyor diyelim veya rahatını bozmak istemiyor. Onu da bilemiyoruz. Ama kaderin cilvesine bakın ki 1902'de bu sefer herhalde düşünüp taşınıyor veya ihtiyacım oldu orada barınamaz hale mi geldi bilemiyoruz. İstanbul'a okula gelmeye karar veriyor. Maalesef tabii
29:15
Speaker A
çok acıdır. Geliyor fakat okulun birkaç yıl önce hani körler kısmının kapandığını öğreniyor. Ya bu da bir körler açısından bence büyük bir kayıp.
29:25
Speaker A
Yani okul niye kapanıyor? 1893-97 arasında müzik dersleri işte veriliyor. Yani müzik öğretim öğretimi veriliyor.
29:35
Speaker A
Sonradan körler okullarında biliyorsun hani müzik dersleri olurdu. Yakıtları vardı. Evet. O tarz bir şey yapılıyor.
29:42
Speaker A
Ellerinde bir meslek olsun gibisinden herhalde de düşünülmüş. Fakat padişah bunu istemiyor. Yani ilahiler öğretilsin hani dini müzik musiki olsun ya. Onu padişah mı istiyor gerçekten?
29:55
Speaker A
Çünkü yani ben Abdülhamid'in de o kadar söylendiği kadar da dindar bir adam değil aslında. Yani biraz kraldan çok kralcılar olmuş olabilir mi?
30:04
Speaker A
Y onu orasını bilemiyoruz yani. Ya bilemiyoruz. Şimdi bunun üzerine oradaki öğrenciler de diyor ki ya zaten biz bunları mı öğrenmeye geldik buraya deyip bir daha da gelmiyorlar. Yani okul öyle kapanıyor. Yani bir kimsenin kapattığı falan yok okulu. He. Çünkü
30:19
Speaker A
mesela şey diyorum ben. Şimdi Urfa'daki okulda işte Ermenice Brail alfabesi öğretiliyor. İşte günlük bakım dersleri veriliyor vesaire mesela. Ben onu biraz araştırmıştımştum.
30:30
Speaker A
Evet. Orada günün şartlarına göre olabildiğince bir eğitim alınıyor. Yani müzik de var ama daha başka el becerileri eğitimlerinin de verildiğini anlıyoruz mesela.
30:40
Speaker A
Evet. Doğru. Peki şimdi batı tarzı eğitim veriliyordu orada. Yani bu okulun körler bölümü kapatılmadı zaten. Kapatılmadı. Sadece öğrencisizlikten kapanmış oldu.
30:53
Speaker A
Ama öğrenci gelsin diye de uğraşmamışlar işte yani eğitimi nitelikli hale getirelim diye de bir çaba olmamış.
31:00
Speaker A
Evet. Evet. Eğer öyle olmuş olsaydı hani daha doğa sonra söylediğimiz gibi 1902'de o Beyrut'tan gelen görmeyen arkadaş orayı belki de çok modern bir hale getirirdi.
31:13
Speaker A
Ya da mesela Mehmet Esat Paşa'nın raporları var işte yani çık işte Mehmet Esat Paşa tabii çok uğraşmıştır. Yani Belçika'ya konferansa katıldı ve oradan yeni bilgiler getirdi.
31:24
Speaker A
Hatta oraya çok yararlı bilgiler de sunmuştur. Yani Osmanlı Devleti'ndeki körlerin durumunu tabii onlar bilmezler yani.
31:32
Speaker A
Bu arada bunlar devlet gönderiyor değil mi Mehmet? Mehmet Paşa yani oraya son bir para veriliyor buna. bak git bak bakalım diye.
31:38
Speaker A
Şimdi tabii çok şey iyi şartlarda zaten o göz doktorudur. Askeri göz doktoru hatta tıbbiyeden gitmedir. Oraya gittiğinde hatta İspanyol delege işte o kendi ülkelerindeki dilencileri falan anlatırken körlere çok kızmıştır. Yani Mehmet Esad Paşa azarlamıştır İspanyol delegesini. Yani nasıl böyle bir şeyi
32:02
Speaker A
müsaade edersiniz filan diye yani ne yok zaten dilenci yani neyini kızıyor anlamadım. İspanya'daki durum çok farklıydı.
32:10
Speaker A
İspanya'da inanılmaz dilencilik vardı. Yani kilise önlerinde e her tarafta Franco'ya kadar dilencilerden geçilmiyordu İspanya'da zaten. O nedenle Franco artık bıkmış usanmış bu dilencilikten. Şu İspanyol Körler Derneği'ni kurarak ülkenin en büyük piyangosunu onlara vermiştir. Yani bahsediyorsun değil mi?
32:32
Speaker A
Evet. Evet. On'den bahsediyorum. On dilencilikten doğmuştur. Franco'nun eseri. Franco'nun eseri. Yani [kahkaha] Mehmet Esat Paşa döndükten sonra tabii o şeyle aldığı bilgilerle bir rapor yazmıştır. Bir körler okulu açılsın diye. Şimdi o şey zaten okul bu Grati Efendi'nin Sultan Ahmet'te açtığı okulu
32:57
Speaker A
okul saymazdı Esat Paşa. Esat Paşa Darül Aceze'nin eee göstekimiydi. Aynı zamanda yeni açılmıştı Darül Aceze. çok büyük umutlarla 1896'da bakımsızlığı, dilenciliği ortadan kaldırmak için açılmıştır. Büyük umutlarla açılmıştır. Onun bünyesinde arazisinde bir körler okulu, 60 öğrencilik bir körler okulu açılsın diye
33:19
Speaker A
çok uğraşmıştır. Sonra ya bu konuda çok büyük girişimlerde de bulunuldu. Mesela raporlar hazırlandı. Komisyon, devlet üst düzeyde komisyon kurdu. Abdülhamit döneminde tabii 1902'den sonraki olaylar bunlar. 19045 yıllarında üst düzeyde maliye nazırının falan katıldığı bir eee komisyon vardır. Bir
33:40
Speaker A
körler okulu, körler ve sağırlar okulu açma projesi. Hatta Kadıköy'de bu acı Bademde bir arazi temin edilmiştir.
33:48
Speaker A
Hatta ilk parayı padişah ben koyuyorum demiştir. Bin Akçe. Sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun her tarafında memurları var. Tabii 40.000 memur var. O zamanlar memurlarından %5 ayda kesinti yapılarak bu okula açılması için gelir sağlansın diye ferman çıkarılmıştır.
34:07
Speaker A
Tabii bu sonradan %1'e düşürülmüştür. %1'e düşürüldüğü halde 45 sene bu para toplanmıştır. İk meşrutiyete kadar bu para toplanmıştır. Fakat okul bir türlü açılamamıştır. Yani o planlanan okul açılamamıştır. Mehmet Esat Paşa Darüler Ceza okul açılsın derken bir komisyon Acı Badem'de okul açılsın diye
34:29
Speaker A
uğraşmıştır. 100 kör ve 100 sağır okuyacak. Orada yatılı olacak. İşte batı tarzı bir eğitim verilecek falan.
34:36
Speaker A
Olmamıştır. Öyle mi yapalım böyle mi yapalım? derken ayak sürmeler falan tabii Abdülhamit Han'ın gitmesi, ik meşrutiyet şartlarının değişmesi kaotik bir durum var. İmparatorluk artık çözülmüş, çözülme noktasında derken o güzelim amaç dönmüş dolaşmış yeni açılan yükseköğretmen okulunun mefruşatında harcanmıştır abiciğim. Y körler okulu
35:05
Speaker A
için toplanan para yine eğitim alanında ama körler dışında bir kesim için harcanıyor. Harcanmıştır. Yani niye? Çünkü körler kalana kadar değil mi? Yani daha önemli meselelerimiz var diye düşünmüş. Almalı artık. Eee yani öyle denmiş ama işte bu bize hiç yabancı değil yani. Bu buam
35:27
Speaker A
hiç yabancı değil. Bugün de ben eee bugün ceza paraları diye işte topluyorsun. İşsizlik fonu ne amaçla kullanılıyorsa engelli istihdam etmeyen, işverenlerden alınan kez paral işte orada nasıl kullanılıyor bilmiyoruz.
35:43
Speaker A
Peki cumhuriyet gelelim artık. Cumhuriyet nasıl bir miras devr almış Osman'a? Anlattık bunu biraz ama özellikle bu 1912 ile 22 arasında yoğun bir savaş dönemi var. Balkan Savaşları devamında . Dünya Savaşı ardından Kurtuluş Savaşı ve dolayısıyla sayısız gazi ve aralarında birçok görmeyen var.
36:09
Speaker A
E bir yandan devlet ekonomik olarak zaten kötü durumdayken bu savaşların ardından daha da hitap düşmüş. Senin söylediğin gibi toplumsal bozulma hızlı bir şekilde ilerlemiş ve Cumhuriyet kurulduğunda elde ne var? Yani bir tane eğitim kurumu olarak İzmir'de yine Sağırlar ve Körler
36:31
Speaker A
Okulu var. Sağlık Bakanlığı'na bağlı olarak hizmet vermiş. Hatta oranın son mezunlarından birisi sevgili Atilla Sümer hocamızı biz burada kanalda konuk ağırlamıştık. Vefat etmeden bir ik ay kadar önce. Yine bu senin katıldığın seri kapsamında hatta ilk konuk aldığımız kişilerden biriydi.
36:50
Speaker A
Evet. Ne güzel. Evet. Öyle bir arşivimiz oldu. En azından merak edenler bu kanaldan bulurlar. Ne söylersin? Yani ilk yıllarda, cumhuriyetin ilk yıllarında aslında öyle çok da körlerin ağırlıkta olduğu ilerlemeler görmüyoruz ama yine de o İzmir'deki okulda bazı hareketlilikler de var. Ne ders yani
37:12
Speaker A
1950'ye kadar götürelim mi? 20'li yıllardan 50'li yıllara kadar. Şimdi olur. Şimdi şöyle Osmanlı biraz önce söylediğimiz gibi çaba gösterilmiş hani okul açılsın diye çeşitli projeler yürütülmeye çalışılmış. çabalar harcanmış harcanmamış değil. Batıya yetişebilmek için, batıdaki uygulamalara benzer şeyler yapabilmek için bir
37:33
Speaker A
derlene toparlanma çabası gösterilmiş ama sonuçsuz kalmış dediğin gibi yani o savaşlar dönemi ama tek bir şey yapılabilmiş. Tek bir şey değil ama yani bence önemli bir şey yapılabilmiş. O da 1915'te çıkarılan bugünkü özel eğitim yönetmeliği gibi bir yönetmelik. bir
37:53
Speaker A
okul açmak için bir yönetmelik çıkarılabilmiş. Zaten senin bahsettiğin o İzmir'deki okul da sonradan bu yönetmelik esas alınarak çıkmış. Tabii tabii.
38:04
Speaker A
Yani Cumhuriyet döneminin eseri değil o. Tabii Osmanlı'dan gelen bir miras. Evet. O yönetmelik dolayısıyla açılmış bir okuldur orası. Ha o kurucusunun kim olduğu bugün bile tartışılıyor. Yani kimisi açılışını 1919'da bir Yahudinin olduğunu söyler. Bazıları bazı kaynakları 1922'de açıldı der. Biraz
38:26
Speaker A
tartışmalı bir şey ama sonuçta okul vardır. Hatta iyi bir bina tahsis edilmiştir Karşı yakada. Hatta o bina okula tahsis edilmeden önce daha savaş bitmeden Yunan askerleri ordusu daha Ege bölgesinden çekilmeden İzmir'deyken Kral Konstantin e geldiğinde o binada kalmıştır.
38:49
Speaker A
Hım. Yani öyle bir binadır o. Sonradan dört bina daha eklenmiştir o binaya. 1928 yılında okul genişlemiştir. Önce kör öğrencisi yoktu. Biraz önceki hani Sultan Ahmet'teki okul sağırlarla baş sağırlarla başlıyor. Daha sonra körler alınmaya başlıyor. Birkaç sene sonra alınmaya başlamıştır. 1931'de
39:14
Speaker A
bir tane kör müzisyenden bahsedilir öğrenci. Sonra sayıları artmıştır. Okulda ağırlıklı olarak müzik ders ver ki o zaman müziğin önemi şurada. Ha memlekette konservatuvar yok. Ülkede daha ilk konservatuvar açılmamışken köyler müessesesinde müzik öğretiliyordu. Yani konservatuvar ayarında. Türkçe alfabe gelişmemişti.
39:39
Speaker A
Kabartma alfabe. O zaman Fransız etkisi devam ediyordu okulda. Beyazı alfabesi Türkçede 1952'de ancak tamam 51'de tamamlanabildi. Hani bu özel harfler Türkçedeki ç ş gibi harfler o yıl netleşmiş oldu. Alfabe o zaman tamamlandığı için yani doğru dürüst kabartma eğitimi verilmiyordu. Orada
40:00
Speaker A
müzik ve el becerisi ağırlıklı bir çalışma öngörülüyordu ve zaten okuldan sonra eee diğer daha üst düzeyde ortaokul geçme deneyimi pek yoktu. Zaten 1950 yılında Altınokta Körler Derneği kurulurken tüzüğüne öyle bir madde koymuştu. Körlerin ilk öğrenimi bitirdikten sonra ilköğretim
40:22
Speaker A
niteliğindeki bu okulu bitirdikten sonra ortaokula geçebilmelerini sağlanmak gibi bir amaçla konmuştu. Okulda eğitim 7 yıl sürüyordu. Normalde yaş eee yani çocuk da vardı, yetişkin de vardı. Yani orada bir tabii eğitimle ilgili ciddi sorunlar yaşanır ister istemez. Sabahları kültür
40:41
Speaker A
dersleri, öğleden sonra müzik dersleri ağırlıklı bir program uygulanırdı. Okulda körler ve sağırlar bulunduğu için çeşitli zamanlarda sorunlar yaşanırdı.
40:52
Speaker A
Gündüz işte eee sağırlar körlere vurur kaçar. Onu anlattı burada. Şey Atilla Atilla hoca anlattı değil mi?
41:02
Speaker A
Ama sen de bir hatırlat istersen izleyicilere. Yani eee işte gündüz sağırlar körler vurur kaçarlardı. Tabii körler yakalayamıyorlar. Fakat bunun öcünü gece körler ışıkları söndürür. Gece sağların yatakhanelerini basar ve öçlerini alırlardı.
41:20
Speaker A
Ya böyle bir uygulama. Ben yani Atilla hocaya hocam bu bir efsane mi gerçek mi diye sormuştum. Ya ben yaşadım bizzat demiştim. [kahkaha] Şimdi bu okul Ankara'ya taşınıyor 50'de ve Ankara'ya taşındıktan sonra o yılki mezunlar bir süre Ankara'da eğitim
41:39
Speaker A
aldıktan sonra öyle ortaokula geçebilme izni almışlar. Şimdi Ankara'ya taşınma değil de şöyle Doçent Doktor Mithat Enç bu okulu 1930'lu yılların başlarında daha genç bir mezunken, hukuk fakültesi bitirmişken, ha daha doğrusu bitiremedi gerçi de pedagoj bitirmişti şeyde Avusturya'da. Bu okula gelir ve çalışmak
42:03
Speaker A
ister. okulda 5-6 ayda kalır. Okulu inceler. Bu okulun zararlarını yani eğitimden ne kadar uzak olduğunu görerek burada görev almak istemez. Yani o da aslında bu okulun nasıl bir okul olduğunu gösterir. Sonradan zaten Mithatenş bir burs bularak Amerika'ya gider yükseköğretim için. Sonradan
42:25
Speaker A
geldiğinde işte 40'lı yıllarda o zaman Gazi Eğitim Enstitüsünde öğretim üyeliğine başlayınca Amerika'dan döndükten sonra bir fırsat kollayıp bir düzgün okul nasıl açarız? Hani gerçekten eğitim verecek bir okul nasıl açarızın derdine düşer. Fırsat doğar. İşte 1950'ye yakın Milli Eğitim böyle bir
42:47
Speaker A
ilgi gösterir. Yani artık körleri de eğitmeye başlayalım derler ve tabii Mithat Hoca'ya başvururlar. Mithat hoca nasıl bir okul açılması gerektiğini anlatır. Zaten Milli Eğitim Bakanlığı o zaman ilk müdür olarak kendisini atamıştır. Kurucu müdürdür. Okulu açarlar. Modern eğitim anlamında bir
43:06
Speaker A
okul açılmış olur. Yani o nedenle hani İzmir'deki okul Ankara'ya taşınmış olmaz. Sadece okuldaki öğrenciler, oradaki öğrenciler hani öğrenci lazımdır okula öğrenci lazımdır. Oradan devşirme yapılır. Yani kalan öğrenciler alınır.
43:22
Speaker A
Hani orada eğitime başlarlar. Tabii bu okul sistematiğe de uygun olduğu için bu okulu bitirenler ortaokula devam edebileceklerdir.
43:31
Speaker A
Şu anda Mithat Enç'in açtığı okuldan ilk sınıftan kalan tek öğrenci Olgun abidir. Olgun Uyun İstanbul'da yaşıyor. Milli Eğitim Bakanlığı bu yola girdikten sonra gereğini yapma çabasına düşer. 53'te Amerika'dan bir matbaa getirilir. Kitap ihtiyacı vardır. Kabartma yazıya çekil düzen verilir. 51'de dediğimiz gibi
43:54
Speaker A
biraz önce 53'ten 56'ya kadar kısaltma sistemi geliştirilir. Aynı zamanda ya ikinci bir okul açalım denir. Bu da o zaman travmun çok yaygın olduğu güneydoğu illerinin merkezi konumundaki Gaziantep akla gelir. 1954'te bir otel okula dönüştürülür. Gaziantep'teki okul ilk binasında açılmış olur. Sonradan bu
44:18
Speaker A
okul binası 1966 yılında şimdiki Kapgörme Engelliler Okuluun binasına taşınır. İkinci okul da o şekilde açıldıktan sonra 3ün okul İstanbul'da açılacak. 1971'de Gaziantep'ten iki öğretmen görevlendirilir. İstanbul'daki okul açılır. Sonra İzmir derken işte Ankara'daki ikinci okul 74'te açılır.
44:42
Speaker A
80'li yıllarda birkaç okul daha açılır. Asıl Körler okulu furyası 1990'lı yıllarda yaşanır. Yani okul 18'e tamamlanmış olur. Pekala. Şimdi 60'taki bu 27 Mayıs'ın ardından çıkan anayasa işte hep en özgürlükçü anayasa olarak tanımlanır. Bu anayasa sence engellilere ne getirmiştir? Yavaş yavaş sona da
45:06
Speaker A
yaklaşıyoruz. Bunu bir yorumlayabilir misin? Okullar açısından bu şekilde belli bir çözüme kavuşturuldu ama okuldan sonraki eee yani okulu bitirdikten sonra ne olacağı konusunda belirsizlikler uzun süre devam etti. Bu öğrenciler evet devlet alıyor yatılı okullarda okutuyor.
45:26
Speaker A
Okuduktan sonra bu öğrenciler ne olacak? Liseler kaynaştırma eğitimiyle devam ediyor. Ya bunun içinde zaman okullar merkezli bazı girişimlerde bulunuldu.
45:36
Speaker A
İşte liselerde pansiyonlar açıldı. yüksekokullarda bazı bölümlerde kontenjan uygulaması denendi. Bu şekilde eğitim sürdürülmeye çalışırken tabii anayasanın özgürlükçü ortamından sonra yani anayasayla ilgili çok fazla bir şey 61 anayasasıyla özellikle özellikle özel eğitimle ilgili bazı hükümlerin olduğunu görüyoruz. 60 yani var özel eğitim deniyor da hani
46:01
Speaker A
zaten okullar mevcut. 1916 sayılı özel eğitim kanunuyla geldi. Zaten o da 82 anayasasından sonra 61 anayasası değil 82 anayasasından sonra çıkan bir kanundur o. Bu arada tabii o kanunun bir özelliği eee 12. maddesi bütün o devlet görevlilerine hani yerel düzeyde çalışan
46:23
Speaker A
öğretmen, imam, muhtar kim aklınıza gelirse devletle herhangi bir işi olan, ilişkisi olan, maaş alan herkese yörelerindeki engellileri bulma, özel eğitime ihtiyacı olan kişileri bulma ve tespit etme ve kurumlara gönderme görevini vermiş olması.
46:39
Speaker A
Güzel. Güzel. Çok önemli. Evet. Bu çok önemliydi. Yani bugün bile bence hani bu olmaması yani yeni mevzuatta bunun olmaması bir kayıptır. Yani öyle bir özelliği vardı. Zaten Körler eğitimi o zaman şube müdürlüğü düzeyindeydi. Milli Eğitim Bakanlığı'nda şube müdürlüğüne
46:59
Speaker A
dönüştürüldü. Ancak 1991'de özel Eğitim ve Rehberlik Genel Müdürlüğü kurulabildi. Tabii 82 anayasasında maddeler vardır. Şimdi maddeleri tek tek sayamayacağım ama özellikle bu 1981 yılının Birleşmiş Milletler nezdinde engeller yılı olarak ilan edilmesinin etkileri oldu. Şöyle söylenebilir. 61 anayasasından sonra yine 61 yılında
47:25
Speaker A
çıkarılan bir vergi kanunumuz vardır. Vergi kanununda mesela engelliler üçe ayrılmıştır. %40 %60 %60 %80 %80 %100 gibi bir sınıflama hala devam ediyor.
47:38
Speaker A
Bunlara vergi indirimleri getirilmiştir. Özellikle ağır engellilerin gelir vergisine muaf olduğu uygulamadır bu. 80 yılına kadar ağır engelliler gelir vergisine muaftı. 12 Eylül darbesinden sonra darbeyi yapanlarca birkaç suistimal eden gümrük komisyoncusunu bahane göstererek özellikle Birleşmiş Milletler tarafından özürler yılı ilan
48:03
Speaker A
edilmiş olan 1981'de bir engellilere sanki hediye gibi kaldırılmıştır. Yani bu da bir kara mizah yani örneği gibi bir şey. Onu hala çözebilmiş değiliz yani farklı düzeylerde. Geçen muhasebeci bile söylüyor yani. Ya bu işi niye halletmediniz? Bak bir sürü vergi
48:21
Speaker A
çıkıyor filan diyor. Yani [kahkaha] 12 Eylül'ün izleri. Evet. 12 Eylül'ün hediyesi yani. Öyle söyleyelim.
48:32
Speaker A
Emin abi bugün Osmanlı'dan aldık cumhuriyet geldik. Cumhuriyetin de işte 5080 dönemine kadar yürümüş olduk. Bu dönemlerdeki körlerin yaşamındaki değişiklikleri biraz vurguladık, anlatmaya çalıştık. Özetledik. Detayları senin kitabından bulabilirler izleyicilerimiz. Yine başka kaynaklar var. Sınırlı da olsa oraları da inceleyebilirler. Yapılmış bazı akademik
48:57
Speaker A
içerikler var, tezler var, makaleler var. Merak edenler bunlar üzerinde çalışırlar ve hatta belki yeni belgelere ulaşıp bizlere yeni bilgiler de sunabilirler. Sonuçta bu böyle bir alan.
49:09
Speaker A
Günü nasıl toparlarsın? Yani daha biz mesela körlerin örgütlenmesine falan gelemedik. Bugün de gelemeyeceğiz çünkü zamanımız epey ilerledi. Nereden nereye geldik ve bundan sonra ne olur? Sen ne görüyorsun? Tecrübelerin de var bu hem sivil toplumda, hem akademide hem teknoloji alanında hem yurt dışında.
49:27
Speaker A
Yani geleceğe dair son öngörülerini de alalım. Böyle bir gün toparlama sorusu olmuş olsun senin için.
49:34
Speaker A
Şimdi oraya geçmeden önce bir önemli husus daha var bana göre. O da şu. Cumhuriyet Evet. Yani eee senin de belirttiğin gibi tarımar olmuş bir ülke devraldı. Doğru. Yani hastalıklar işte sakatlıklar zaten kıran kırana bir savaş. Öyle bir ortamda tabii körleri
49:52
Speaker A
kimse düşünmez. Yani herkes yaşama derdine düşmüş. Öncelikle ayakta kalma mücadelesi yani bakım şeyi önemli tabii.
50:01
Speaker A
Yani kişinin ayakta kalabilmesi, aile içerisinde varlığını sürdürebilmesinin bile başarılı sayıldığı bir dönem yaşanmıştır bu memlekette.
50:10
Speaker A
yaşattırılmıştır insanlara. Yani böyle bir şeyde tabii belediyelerin kısmi destekleri olmuştur. 1930 tarihli belediyeler kanunuyla gelmiş bazı düzenlemeler var. Çok sınırlı da olsa bu olmuştur. Ama asıl devlet bu işe yani sosyal yardımlara yani engellilere de daha sonra şey yaptı ama ilgi gösterdi.
50:32
Speaker A
1976 yılında çıkarılan 2022 sayılı 65 yaşını doldurmuş kimsesiz ve güçsüz Türk vatandaşlarına maaş bağlanması hakkında kanundur. Çok önemlidir bu. Şimdi bu kanun çıktığında engeller pek akla gelmemiştir yine. Yani kanunun başlığına uygun bir yaklaşımla çıkarılmıştır.
50:52
Speaker A
Sonradan engelliler bu kanuna monte edilmiştir yıllar sonra ama edilmiştir. Sonuçta bu yapılacak bir şeydi. Eee ihtiyacı olanlar muhtaç engellilere de muhtaç engelli kavramı geliştirilmiştir.
51:05
Speaker A
Bir kere Osmanlı'daki muhtacın maaşını hatırlatır tarzda bir şeydir. Tam öyle olmasa da devlet sorumluluk üstlenmiştir. Yani bir önemli olan bir şey mesela Türk Kanuni Medeniyesi 1926 yılında çıkarıldığında engellileri bakıma muhtaç olan e aile bireylerini bakımını devlet kanunu aileye
51:26
Speaker A
bırakmıştır. Yani aileyi sorumlu tutmuştur. Devlet aile engellisine bakar. Yani aile engellisine bakar devletin bakacak gücü yok demek. Yani devlet daha bu işlerle uğraşamaz gibisinden. Yani bu yaklaşım 1976'ya hatta 90'a kadar böyle devam etmiştir. Devlet nezdinde devlet sonra kurum üstüne kurum oluşturarak
51:47
Speaker A
yani kurum oluşturmak bizde biraz da hani başka şeyler de şamil edelim yani bir şeyi ele almak hani kurum oluşturduk mu bu iş bitti sayarız aslında değil yani öyle bir şey olmaz onun için hata üstüne hata yaparız bir sürü bürokrasiye ara katman eklersin
52:04
Speaker A
yani ha bir kurum oluşturursun ya bu olmadı ozonu başka bir şey yap yeniden başka bir şey yap derken hani engeller konusunda da öyledir. Yani bugün geldiğimiz noktada işte Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yani bakım ağırlıklı bir şeye döndük yine eğitimden ziyade.
52:22
Speaker A
Zaten bizim bu tarihimizde de bir garabet vardır. Yani düşünün mesela konuştuğumuz İzmir'deki okul 1919'da açıldığını söylediğimiz körler ve sağarlar müessesesi çok ilginçtir.
52:36
Speaker A
Eğitim Bakanlığı bünyesinde değil, Sağlık ve Sosyal İçtimai Sosyal Yardım Bakanlığı bünyesinde yürütülmüştür. Şimdi şeye gelecek olursak buradan nereye gideriz? İnsanlar artık belli şekillerde eğitim görebiliyorlar. Hani görmek isteyen görebiliyor. Yine kıyıda köşede kalanlar, edenler olur. Ailesinin yapısına göre ve sosyal çevreye göre o
53:03
Speaker A
insana nasıl bir misyon biçildiyse, nasıl bir fonksiyon biçildiyse ona göre yaşayan insanlar olabilir. Ama hani eğitim almak isteyenler bugün yatılı okullarda olsun, kendi çevrelerindeki okullarda olsun iyi kötü bir eğitim alabilirler. Ama tabii eğitim alma oranına baktığımızda yine de bunun
53:21
Speaker A
devede kulak kaldığını görüyoruz. Yani körler okullarına devam edenlerle özel sınıflara gidenleri topladığımızda yine 4000 4500'den bahsediliyor. Kişiden bahsediliyor ki bizim tahmin ettiğimiz çocuk sayısı bir kere 50.000i filan buluyor. Eğer herkese eğitim verdiğimizi iddia ediyorsak o zaman bu sayı niye
53:40
Speaker A
böyle çıkıyor? Nasrettin Hoca'nın ciğer buysa kedi nerede? Kedi buysa ciğer nerede fıkrasına dönüyor iş. İstihdama gelince yani istihdam edilmiş gibi istihdam ediliyor. Görmeyenler e kamuda bile 10 küsur bin görme engelli olduğu söyleniyor. Evet kayıtlarda. Şimdi bunların kaç tanesi
54:01
Speaker A
görev tanımına uygun çalışıyor? Yani yetenekleriyle yaptığı iş örtüşüyor mu? Bununla ilgili bir çalışma var mı? Yani iş verdik. E işte bu da buradan sebeplensin arzı mı yaklaşılıyor ya? Sosyal sorumluluk gibi, sosyal destek gibi değerlendiriliyor. Yani engellerin kamu istihdamı.
54:20
Speaker A
İşte böyle olduğu zaman da böyle ele aldığı zaman da sürdürülebilirlik olmuyor. O zaman yarın bir başkası geldiği zaman bu politika değiştiğinde kim ne diyebilecek? Yani oraya doğru da bir gidiş var zaten bu arada. Yani yani kaçınılmaz sonuçta. Sen bunu bir
54:37
Speaker A
sosyal yardım olarak değerlendiriyorsun ya. Bir devlet görevi, sosyal yardım olabilir mi? Bu Osmanlı'da oluyordu.
54:44
Speaker A
Tamam. Ama bu bugün böyle olursa bunun devamlılığı zaten onun da devamlılığı yoktu. Özel sektörde çalışmayı ele alsak o daha da bir garabet. Çünkü özel sektöre sen şunu demek söyle. %3 kadronu doldur. Nasıl doldurursan doldur.
55:01
Speaker A
Bankamatikten maaşını alsın. Zaten kuruma gelme diyenler de var. Git aydan aya çek maaşını. Bunu zaten işverenler bir yük olarak görüyor. İster istemez firma kayıtlarında. Bu maliyet demek, kardan zarar demek. Yani bu nedenle bazı sesler yükselmiştir. Yıllardır duyarız bu sesleri. Allah'tan hani örgütlü
55:22
Speaker A
mücadele bunu frenliyor. Yoksa işveren örgütleri bu kotaların, %3 kotanın kaldırılmasını ister. Bunu isteyen siyasi partiler de olmuştur zamanında.
55:32
Speaker A
Ama sesleri çok fazla çıkartılamadı. Allah'tan iyi kötü bir yani dağınık da olsa bir örgütsel yapımız mevcut.
55:40
Speaker A
Neresini ele alalım? Yani sosyal katılım anlamında söylersek insanlar hala körl sırtları pek karınları tok olsun ayak bağı olmasınlar yeter tarzında bir yaklaşım içindeler. Son zamanlarda biraz değişme var ama eee bu homojen dağılmış bir yaklaşım değil maalesef. nerede neyle karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz.
56:04
Speaker A
Yani artık bu şekilde bir yaşantı sürdürülecek. Uluslararası dayanışmayla gidip gelmelerle, çeşitli ülkelerden öğrenilenlerle orada yaşanılan tecrübelerin buraya aktarılması, bizde yaşanan tecrübelerin oralara aktarılmasıyla yol biraz kısaltılabilir ama bu yol biraz daha gidecek gibi görünüyor.
56:24
Speaker A
Evet bu yıl Cumhuriyet Özel serisinde Emin Demirci ile beraberdik. kendi yazmış olduğu kitaptan yola çıkarak bir Osmanlı'dan Cumhuriyete kronolojik sayılabilecek bir ilerleme yaptık.
56:38
Speaker A
Körlerin geçmişten bugüne hangi evrelerden geçerek geldiğini değerlendirdik. Umarım bundan sonraki dönemde körler de kendi haklarına sahip çıkan ve yaşamlarını daha iyi hale getirebilecek çözümler geliştiren noktalarda olabilirler. Bunun takibini sürdürebilirler diyelim. Emin abi sana da çok teşekkür ediyorum geldiğin için,
57:00
Speaker A
görüşlerin için. Rica ederim. Benim için de büyük bir zevk oldu. Hani bir şeyleri işte burada karşılıklı ortaya koymuş olduk. Umarım yararlı olur.
57:09
Speaker A
Evet, hoşça kalın. Görüşmek üzere. Yeah.
Topics:görme engellilerOsmanlıCumhuriyetvakıf kültürüdilencilikengelli tarihiEmin Demircikörler okuluCumhuriyet Özelengelli eğitimi

Get More with the SozAI App

Transcribe recordings, audio files, and YouTube videos — with AI summaries and speaker detection. 30 minutes free.

Or transcribe another YouTube video here →