Speaker A
Almancadan sonra İspanyolcayı da hiç gramer öğrenmeden edindim. Halihazırda Almanca, İngilizce, Rusça, Türkçe ve çok az İspanyolca olmak üzere beş dil konuşabiliyorum. Öyle tırışkadan da değil ha. Konuşabiliyorum dediklerimi cidden konuşurum. Bu kadar dille haşır neşir olduktan sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Dil edinimi herkes ve her dil için çalışıyor. Dil Almanca gibi zor bir dil olsa bile çalışıyor. Bir dili öğrenebilmenin hatta konuşabilmenin sadece ama sadece tek bir yöntemi var. Ve bunun aksini iddia eden ya yalan söylüyor ya da henüz gerçeklerle tanışmadı. Dile maruz kalmak yani dili edinmek dilin dört temel yeteneğini yani okuma, dinleme, yazma ve konuşmayı bize kazandırıyor. Öte yandan geleneksel yöntemlerin bize kazandırdığı neredeyse hiçbir şey yok. Tüm insanlık vaktini boş yere bu sisteme harcıyor ve biz koyunlar bu sistemi sorgulamak yerine bu sistemin devamlılığının sağlanmasına destek oluyoruz. Buna sosyal medyada beş para etmez uygulamaların ve kursların reklamını yapanlar da dahil. Yüzlerce öğrenciyle çalıştıktan sonra şunu fark ettim. Bir öğrenci bir dile edinemediyse hep ama hep kendini suçluyor. Sen yeteneksiz değilsin. Bu işin yetenekle alakası tabii ki var ama emin ol çok az fark yaratıyor. Senin öğrenememe sebebin birinin sana bu dili öğretebileceğini düşünmen ve kursa yazılmandı. Sen sadece yanıldın. Sen sadece gerçeklerle tanışmadın. Peki gerçekler ne? İşte sana gerçekler. Kafanın içinde bir cihaz var. İsmi dil edinme cihazı. Bu cihazın umursadığı tek şey senin maruz kalıp anladığın mesajlar. Her mesaj olmaz tabii. Kafana giren mesajların belli bir kalitede olması gerekiyor. Mümkünse hepsine yakını anlaman, çok az bir kısmını anlamaman gerekiyor. Ona yeteri kadar anlaşılabilir mesaj sağlarsan tekrar eden patenlerden dili kendi kendine çözümlemeye başlıyor. Yüzyıllardır yanılıyoruz. Stephen Krashen gerçekten haklıydı. Dillere edinmenin sadece tek bir yöntemi var. Bugün size elimden geldiğince objektif bir şekilde Stephen Krashen'ın neden bu sonuca vardığını anlatmaya çalışacağım. Anlatacağım birkaç tane deney var. Dikkatlice dinleyin. İlk deneyimiz Fiji Adası deneği. Deney Fiji adasında Hint ve Fijili okullarda İngilizce öğrenen 4. sınıftaki çocuklara uygulanıyor. Çocuklara farklı dil öğrenme yöntemleri uygulanıyor ve farklı yetenekler için teste sokuluyorlar. Deneyin amacı bizim klasik geleneksel dil eğitim sistemiyle kitap okumayı kıyaslamak. İlk yöntem sessiz okuma. Dersin sadece bir kısmında öğretmen kitapları sesli bir şekilde okuyor. Kalan kısmında da öğrenciler kendi kitaplarını kendileri seçip içlerinden okuyorlar. Özet, rapor, ödev, yazma egzersizi vesaire yok. Sadece kitap okuma var. Eğer bu kanalda anlattıklarım doğruysa en iyi sonucu bu grubun veya bir sonraki grubun göstermesi lazım. İkinci yöntem paylaşımlı okuma. Burada öğretmen öğrencilere dev bir kitabı okuyor. Öğrenciler hem kitaptaki metinleri o dev kitaptan öğretmenle birlikte takip ediyor hem de öğretmenin sesini dinliyor. Aynı annelerin, babaların yatış öncesi çocuklarını okudukları gibi. Son olarak da kontrol grubu olarak tabii ki bizim klasik yöntem var. Sıkıcı gramer kitabındaki egzersizlerin yapıldığı, bol bol kelime ezberin olduğu, ufak metinlerin yer aldığı, bir yandan kasetten bir şeyler dinlediğimiz, ne olduğu belli olmayan saçma sapan bir yöntem. Bana Anadolu Lisesi'nde uygulanan, kurslarda da hala uygulanmaya devam eden mide bulandırıcı yöntem. Senin İngilizce öğretmenin sana bir şeyler öğrettiğini sandığı yöntem. Acilen sonlandırılması gereken yöntem. Gelelim deney sonuçlarına. Öğrencilere önden ufak bir test yapılıyor. Bir de 8 ve 12 ay sonra olmak üzere iki farklı test daha yapılıyor. Testte şunlar ölçülüyor. 1. Okuduğunu anlama yeteneği. 2. Dinleme yeteneği. 3. Yapısal çözümleme. Yapısal çözümlemede gramer ve kelime bilgisi ölçülüyor diye düşünebilirsiniz. Son olarak da yazma testi. Her öğrencinin gelişimi ayrı değerlendirilip sonuçlar ortalama bir değer için oluşturuluyor. Sonuçların nasıl olmasını beklersiniz? Tabii ki dümdüz kitap okuyanlar ve paylaşımlı kitap okuyanlar kontrol grubunu yani klasik İngilizce eğitimi alan grubu tokatlıyor arkadaşlar. Okumada 2,5 kata varan bir fark var. Diğerlerinde de ezici bir üstünlüğe sahipler. Sadece yazmadaki fark biraz daha az. Onun da sebebini videonun sonunda anlatacağım. Bu deneyin metaanalizi şu şekilde olmalı. Dil edinimi tek başına hem gramer hem okuduğunu anlama hem de yazma için yeterlidir. Hatta okullardaki geleneksel yöntemlerden kat ve kat daha iyidir. Sesli okuma ile sessiz okuma arasında çok fark yok. İkisi de yeteri kadar iyi. Deney sonuçlarına göre öyle en azından. Sadece kitap okumak veya sesli kitap okuyup dinlemek dildeki tüm yetenekleri size kazandırıyor. Yalnız bir sorun var. Daha videonun başında şunu demiştim. Yüzyıllardır yanılıyoruz. Stephen Krashen gerçekten haklıydı. Dillere edinmenin sadece tek bir yöntemi var. Eğer böyleyse kontrol grubu yani geleneksel yöntem ve dil öğrenenler hiç gelişmemeliydi. Fakat gelişiyorlar. Tabii ki gelişecekler. Dünyanın en dandik kursu bile olsa kursun içinde her zaman okunan veya dinlenen içerikler olacak ve o dile maruz kalınacak. En iğrenç ders kitabında bile ufak metinler ve dinleme kasetleri yer alıyor dostlar. Genelde öğretmenler gramer öğrenmenin yazmada daha etkili olduğunu konuşurken gramerin pek kullanılmadığını falan söylerler. Ne yazık ki bu da yanlış. 1980'daki metaanalizi bize diyor ki, "Şu ana kadarki hiçbir araştırma gramer öğretmenin kompozisyon yeteneklerini artırdığını raporlamamıştır. Cümleleri parçalarına ayırmak, cümleleri ayrıştırmak, cümleleri diyagramlaştırmak gibi yöntemlerin yazma kalitesini arttırdığını savunamazsınız." Yine Hilox ve Smith'in 1991'deki başka bir metaanalizinden bir parça daha okuyayım. Daha açık söylemek gerekirse okul yönetim kurulları, müdürlükler veya öğretmenler geleneksel sistematik gramer öğrenme yöntemini öğrencilere yazma yeteneklerini geliştireceklerini varsayarak dayatmaya uzun bir süre devam ederlerse onlara büyük bir kötülük yapmış olacaklar. Gramerin gerçekten kullanabildiği tek yer editörlük. Yani yazıp çizdiğiniz cümleleri inceleyip hataları düzeltmek. Bunun için de bir sorunumuz var. Sorun gramer kurallarını öğrenemiyor oluşumuz. Üzgünüm ama bu işe ömrünü bile adasan İngilizce dilinin gramer kurallarını tamamıyla öğrenemeyeceksin. Sonsuz tane kural, sonsuz tane istisna var. Kafası çalışan İngilizce öğretmenleri benim ne dediğimi biliyor. Çalışmayanlar da her istisna gördüğünde onlara yerel halkın kendi uydurduğu kural veya diyalekt deyip geçiyorlar. Ama dil canlı bir şey ve her dilde olduğu gibi İngilizcede sürekli olarak kuralları esnetiyor. Dürüst olmak gerekirse ben konuşabildiğim dillerdeki gramer kurallarının hepsini bilmiyorum. Doğru kullanmıyorum diyemem. Okuduğum kitaplarda ve izlediğim dizilerde nasıl kullanılıyorsa ben de öyle kullanıyorum. Tabii ki bazen hata da yapıyorum. Kimin umurunda ki? Benim Amerikalı siyahi arkadaşım Chris'le konuşurken Chris you was deyip duruyor. Chris'in neden gramer kurallarını yanlış kullandığına girmeme gerek yok. Kendisinin okuryazarlığı yok ve kenar mahallede büyümüş eski bir gangster üyesi. Ondan beklentiniz çok olmasın ama benim sizden beklentim çok büyük. Şimdi size gramerle ilgili ilginç bir deney anlatacağım. Bu seferki Yeni Zelanda'da yapılan bir deney. Deneye binlerce öğrenci katılıyor ve sonuçları çok kesin. Çünkü deney havuzu çok büyük. Sanırım gramer üzerine yapılmış en büyük deney olabilir. Ayrıca deney 3 sene sürüyor ve sadece kısa değil uzun vadedeki sonuçlarla gözlemleniyor. Deneye geçmeden önce videoyu beğendiysen bir like atarsan muhteşem olur. Muhterem izleyici [homurdanır] bir gruba dönüşümlü gramer yöntemiyle gramer öğretiliyor. Diğer gruba bize okullarda öğretilen geleneksel gramer öğretme metodu uygulanıyor. Diğer gruba ise hiç gramer öğretilmiyor. Deney sonuçlarına göre hiç gramer öğrenmeyen sadece kitap okuyan öğrencilerin yazma testleri ya daha başarılı ya da diğerleriyle aynı seviyede. Bu deneyin sonucu da şu. Gramer sadece kıs